Atatürk tüm savaşları kahveyle kazandı…

Kerem Çalışkan

Mustafa Kemal’in iki tane içkisi vardı… Rakı ve kahve…

Rakı gece içkisiydi… Mustafa Kemal’in yarattığı masa kültürünün, meşveretin, danışmanın, brain-storming’in ayrılmaz parçasıydı rakı… Rakı ile hem beyinleri gevşetir, dilleri çözer, hem de insanların karakterini kendi masasında test ederdi… Rakı masası Atatürk’ün çevresi için kurduğu bir imtihan masasıydı… Sözler özgürce söylenir, sorular özgürce sorulur, en zor konular Atatürk tarafından ‘pat’ diye ortaya konurdu… Atatürk yeni konuları orada masaya getirir, yeni planları orada ısıtır, insan karakterlerini orada incelerdi… Rakı masası her gece yeniden kurulan bir fikir platformuydu…

Ya kahve?

Kahve Atatürk’ün gerçek içkisi, gerçek aşkıydı…

Kahve adeta Mustafa Kemal’i en zor günlerinde besleyen, ayakta tutan, sürekli enerji veren, tükenmez, köpüklü, coşkulu siyah bir benzin gibiydi…

En iyisi ‘Kahve ve Mustafa Kemal’in öyküsünü, onun en yakın arkadaşlarının ağzından dinleyelim:

“Paşa: -Abe çocuk hani kahve?
Dediği zaman saat gece yarısından sonra ikiye gelmişti. O zamana kadar çocuk üç defa kahve getirmişti. Paşa getirilen kahveleri hesaba katmıyor, bir kere verilmiş olacak kahve emir ve kumandasının mütemadiyen tatbik olunup gitmesini istiyordu. Şimdi vaziyeti mütalaa ediyorduk…”
(Ankara’nın İlk Günleri-Yunus Nadi-Sel Yayınları-1955)

Yunus Nadi’nin 35 yıl sonra kaleme alıp aktardığı bu sahne 4-5 Nisan 1920 gecesi Ankarası’na aittir…

İşgal İstanbulu’ndan İngilizlerin tutuklama kararından kaçan gazeteci Yunus Nadi ve Halide Edip ayrı ayrı heyetler halinde İstanbul’dan çıkıp, Geyve’de birleşerek maceralı bir şekilde Ankara’ya gelmişlerdir…

Daha sonra Mustafa Kemal’in talimatı ile Cumhuriyet gazetesini kuracak olan Yunus Nadi’nin naklettiği bu gece, Mustafa Kemal ile başbaşa memleket meseleleri ve yeni kurulacak Meclis’i görüştükleri bir o tarihi anların aziz hatırasıdır… Atatürk Cumhuriyet gazetesini Cumhuriyet rejimini tanıtmak ve savunmak için kurdurmuştur… Ankara’da birlikte kahve içip geleceği tartıştığı Yunus Nadi’ye…

Ve Yunus Nadi’nin satırları Mustafa Kemal ile paylaştığı o kahvelerin 40 yıllık hatırını da yansıtır…

Dikkatli bir gazeteci olan Yunus Nadi, Mustafa Kemal’in kahve emrindeki titiz ayrıntıyı, sürekli kahve bekleyen emrini kaçırmamış ve bizlere aktarmıştır…

Mustafa Kemal geceyarıları saat ikiye kadar arkadaşları ile fikir teatisini sürdürmektedir…

Ve görüldüğü gibi Mustafa Kemal daha Meclis’in bile kurulmadığı, o yoksul, yalnız Ankara kasabasında dinamizmini geceyarısı sürekli kahve ile tazelemektedir…

En zorlu savaşlar ilerleyen yıllarda verilecektir… Ama yine kesintisiz kahve eşliğinde…

Şimdi Mustafa Kemal’e dair bir başka kahve alıntısı:

“Eskişehir’den döndükten iki gün sonra, karargâhta Dr. Adnan’la yemek yedikten sonra, odamda bir saat kadar çalıştım. Sonra eve gitmek için onu aradım. Sesini duyduğum bir odaya girdiğim vakit, Mustafa Kemal Paşa ile konuştuğunu gördüm. İkisi de odanın ortasında, ayakta duruyordu. Paşa’nın yüzü sapsarıydı. İç ayaklanmaların en kötü günlerindeki kadar endişe içindeydi. Evet, Türk milletinin bütün acısı o yüzde toplanmış gibiydi. İçeriye girdim, el sıkıştıktan sonra bu durumdan ne kadar müteessir olduğumu söyledim. Bana, bir fincan kahve içip, Eskişehir’de döğüşen İsmet Paşa’dan gelecek haberleri beklememi söyledi. Oturdum. Nihayet neticeyi öğrendik. Yakup Kadri de bizimle beraber karargâhta durdu. Mustafa Kemal Paşa’nın yaveri durmadan haber getirirken, Mustafa Kemal Paşa hepsine sövüyordu. Nihayet, sabah oldu. Mustafa Kemal Paşa: ‘- İsmet Eskişehir savaşını kaybetti, haydi bir fincan kahve daha içelim’ dedi.”
(Türkün Ateşle İmtihanı/Halide Edip Adıvar)

Bu sahne Ankara’ya yönelen Yunan taaruzu’nun başladığı günlerde yaşanmıştır. Sakarya öncesidir. Eskişehir hattını aşan Yunanlılar ilerler. Mustafa Kemal cepheye gidip orduyu geriye yeni bir savunma cephesine Sakarya kıyısının arkasına çeker. Milli mücadelenin bu ölüm kalım günlerinde, Halide Edip orduya nefer yazılır ve Sakarya cephesine gider.

İlgilinizi Çekebilir:  İstanbul'da Machu Picchu esintisi! Peru kahvesi Haydarpaşa Garı'nda

Derken Sakarya savaşının kaderinin belirlendiği o tarihi gece gelir. Onu da Halide Edip’in kaleminden okuyalım ve Mustafa Kemal’in hayatındaki bu kritik gecede kahvenin rolüne bir kez daha tanık olalım:

“Fevzi Paşa’ya, Mustafa Kemal Paşa’nın evinin önünde rastladım. Beraber yürüdük ve konuştuk. O, Kaymakam Salih ile beraber en ön saftaydı. Onda zaferimize karşı o kadar büyük bir emniyet vardı ki, bu, insana ümit veriyordu. Bir hafta geçmeden Çal Tepesi düştü. Korkunç bir sükût. Mustafa Kemal Paşa sövüyor, aşağı yukarı dolaşıyor ve geri çekilme emri verip vermemekte tereddüt ediyordu. Bir zabit odaya girerek:

‘-Fevzi Paşa sizi telefonda arıyor, efendim’ dedi. Gece yarısından sonra, saat tam ikiydi. Bana orası o gece bir tiyatro sahnesi gibi gelir. Mustafa Kemal Paşa, karşıki odada telefon ediyor, ben de kapıya dayanmış, dinliyordum. Sofa, ayakta dimdik duran zabitlerle doluydu. Herkes bekliyordu.
‘Mustafa Kemal konuşuyor. Siz misiniz Paşa Hazretleri? Ne? Vaziyet lehimizde mi dediniz? Doğru anladım mı? Haymana hemen hemen işgal edilmiştir. Ne? Yunanlılar kuvvetlerinin sonuna gelmiş, ricat mi edecekler?’
Orada duranların yüzleri ışıldıyor. Ondan sonra Mustafa Kemal Paşa geldi. Yunanlılar daha ileri gitmeden önlerine göndereceği kuvveti temin için plan yapmaya başladı. Mustafa Kemal Paşa’nın gözleri o gece Dante’nin Cehennemi’nde yananların gözleri gibi, anlatılamayacak kadar acı içindeydi.
-‘Dinleniniz Paşam, yatınız!’ dedim.
-‘Hayır, haydi bir kahve daha içelim’ diyerek, kendisine hizmet eden Ali Çavuş’a seslendi. Eğer bazen tesadüfi bir hareket bir milletin kaderini değiştirebilirse, işte Fevzi Paşa’nın telefonu böyle bir tesadüf oldu.”
(Türkün Ateşle İmtihanı/Halide Edip Adıvar)

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik aşamalarını, özellikle gecelerini sürekli kahve içerek geçirmiştir. Sakarya savaşı kahve eşliğinde kazanılmıştır.

İZMİR’DE BEL KAHVE

Atatürk Cumhuriyeti kahve içe içe kurdu… 3

Halen Atatürk’ün bir heykelinin bulunduğu İzmir sırtlarındaki Belkahve de Mustafa Kemal’in zafer kahvesi içtiği bir yerdir. 30 Ağustos zaferi sonrası büyük komutan İzmir’e gelirken 9 Eylül 1922 günü akşamüstü burada mola verir ve Türk askerinin Yunanlıları denize döktüğü İzmir’i tepeden izlerken burada kahvesini içer… Belkahve şimdi İzmir’deki Atatürkçülerin her 10 Eylül’de sabah saat 10’da hep birlikte çıkıp topluca kahve içtikleri bir yerdir…

Bunun hikayesi de ayrıdır… İzmir’deki yabancı gazeteciler Büyük Taarruz öncesi (26 Ağustos 1922) Mustafa Kemal’e haber yollayıp kendisi ile İzmir’de görüşmek istediklerini belirtirler… Mustafa Kemal ise gazetecileri 10 Eylül sabah saat 10’da Belkahve’de kahve içmeye davet eder… Mustafa Kemal İzmir’e bir gün önce ulaşır… Yabancı gazeteciler çoktan gemilere binip kaçmışlardır…

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal’in kahvesi, Kurtuluş Savaşı’nın başından sonuna kadar, onun yanındaki en önemli silah arkadaşı olmuştur…

SABAH KAHVESİ

Atatürk Cumhuriyeti kahve içe içe kurdu… 4

 

Mustafa Kemal’in hayatında kahvenin rolünü ‘Atatürk’ün Uşağı İdim’ kitabının yazarı Cemal Granda da dile getirmiştir. Aynı tutkuyu Atatürk’ün Kütüphanecisi Nuri Ulusu’nun anılarını derleyen ‘Atatürk’ün Yanı Başında’ kitabında da buluruz.

Granda’ya göre Atatürk her sabah kalkınca kahvaltıdan önce sabah kahvesi ve gazetelerini alır, onları yatağında bağdaş kurarak okur ve kahvesini içerdi. Mütevazi kahvaltı sonrası sütlü kahve alırdı. Yani güne kahve ile başlardı. Saat 3’lere, 5’lere kadar süren uzun geceleri kahve ile sürdürdüğünü dönemin bütün tanıkları belirtirler…

İlgilinizi Çekebilir:  Türk kahvesi UNESCO'nun kültürel miras listesine aday

Kütüphaneci Nuri Ulusu’nun anılarından, Atatürk’ün Ankara içi ve dışı bütün gezilerinde bir tür özel sekreter gibi yanında bulunan Ulusu’nun yanında sürekli çiğ kahve ve şeker taşıdığını da öğreniyoruz. Gittikleri yerlerde ansızın isteyeceği kahvenin bulunmaması ihtimaline karşı Atatürk’ün kütüphanecisi Nuri ve sofracısı İbrahim toz kahve ve şekeri sürekli yanlarında taşıyorlar.

Atatürk’ün sabahları genellikle sade, diğer zamanlar az şekerli kahve içtiğini de biliyoruz. Sabah kahvesini, kahvaltı sonrası kahveleri ve yemek öncesi, sonrası kahveler izliyor. Tüm misafirler ve heyetlerle birlikte yine kahve içiliyor.

Atatürk’ün gün boyu en az 15-16 kahve ve 40 kadar sigara içtiği biliniyor. Yoğun çalışma günlerinde (günde en az 15-16 saat) kahve sayısının saat başı iki kahve hesabıyla 30’a kadar çıktığı anlaşılıyor.

Misafir gittiği her evde, lokalde veya cemiyette Atatürk zaten geleneksel olarak kahve ile karşılanıyor. Yorgunluk kahvesi, keyif kahvesi, sigara kahvesi, teselli kahvesi, zafer kahvesi… Kahve bahaneleri uzayıp gidiyor…

Dolmabahçe Sarayı başta olmak üzere, bir çok tarihi mekanda Atatürk’ten kalan bir çok müzelik kahve fincanı bulunuyor. Bir tanesi de, Atatürk içtikten sonra hiç yıkanmamış olan ve özenle saklanan şekilde Galatasaray Lisesi’nde duruyor…

AİLE MİRASI ATATÜRK FİNCANI

Atatürk Cumhuriyeti kahve içe içe kurdu… 6

Atatürk ve kahve yazısını bitirirken, Atatürk’ün kahve içtiği bir fincanın aile mirası olarak bizim ailede bulunduğunu eklemeden geçemiyorum.

Rahmetli annemin (Leman Gözalan Çalışkan) babası rahmetli Dr. Fethi Gözalan 1921-22 yıllarında askeri doktor olarak Polatlı’da sahra hastanesinin başındadır ve eşi (Rahmetli Kıymet Gözalan) ile yeni evlenmiştir. Mustafa Kemal Sakarya cephesine trenle gidip geldiği sırada bir gün Polatlı’da durur ve sahra hastanesini ziyaret eder. Ve tabii kahve ister. Dedem Fethi Gözalan, hamile eşi Kıymet Hanım’a pişirttiği kahveyi fincanla ve cezve ile Mustafa Kemal’e götürür. Fincan boşaldıkça cezveden kahve eklenir.

Kuşlu fincan Mustafa Kemal’in ilgisini çeker. Fincan nereden? diye sorar. Fincan, Kıymet Hanım’ın babası Süvari Albayı Sabri Güvençel’e Saray’dan hediye olarak intikal etmiştir. Kuşlu fincanın Saray’dan çıkma olması Mustafa Kemal’in hoşuna gider. ‘Şimdi daha da keyifli oldu bu kahve’ der… Mustafa Kemal Ankara’ya döner, fincan ailenin Atatürk’ten yadigar en değerli anısı haline gelir. İstiklal Savaşı’nın subay-doktor (göz mütehassısı) kadrolarından dedem Fethi Gözalan Tuğgeneral rütbesi ile 3. Ordu Sıhhiye Müfettişi olarak bulunduğu Erzincan’da 1939 depremi sırasında vefat etmiştir…

Atatürk’ün kahvesini yudumladığı bu özel kuşlu Saray fincanı halen ablam Cansın ve eşi Nezih Özsezen’in evinde, özel bir köşede durmaktadır. Ona her bakışımızda ailemizdeki Atatürkçü gelenek bir kez daha tazelenmektedir…

Kahveleriniz hep taze, gönülleriniz hep Atatürk’le olsun…

Kerem Çalışkan