Arap dünyası birçok âlime ve buluşa beşiklik etti.

Üç öğün yemek, alkol ve kahve de bunlar arasındadır. En iyi kahve Arap kahvesi olarak bilinir. Yüzyıllar önce Müslüman sufilerin büyük değer verdiği kahve zaman içinde bugün caddelerimizi süsleyen kafelerin parçası haline geldi.

Kahve Yemen’den mi gelir?

Kahve deyince akla İtalyan ya da Fransız usulü yapılan kahveler, hatta Amerikan tarzı kahve servisi gelir.

Oysa kahve Latin Amerika, Sahra Altı Afrika ve Vietnam, Endonezya gibi sıcak iklimlerde üretiliyor. Kahvenin kaynağının da tütün ve çikolata gibi Amerika kıtasında olduğunu sanıyorsanız, suç sizde değil; çünkü bu üç maddenin Avrupa’da popüler hale gelmesi aşağı yukarı aynı dönemlere, 16. ve 17. yüzyıllara denk geliyor.

Aslında kahve, Kızıl Deniz’in güney ülkelerindeki yaylalardan, Etiyopya ve Yemen’den geliyor.

Kahve ilk olarak Yemen’de üretilmiş. Bugün her dile girmiş olan kahve kelimesinin kökeninde de Arapça ‘qahwa’ kelimesi yatıyor.

Aslında kahvenin orijinal anlamı şaraptır. Yemenli Sufiler kahveyi, dikkatlerini yoğunlaştırmak ve Allah’ın adını anarken manevi arınma amacıyla kullanmışlar.

Kahvehane kültürü

1414’te kahve artık Mekke’de biliniyordu. 1500’lere gelindiğinde ise Yemen’in Muha limanından Mısır’a yayılmıştı. Hala Sufilerle bağlantılı bir içecek olarak görülüyordu. Kahire’de El Ezher Üniversitesi civarında kahvehaneler türemeye başladı.

Sonra Suriye’nin kozmopolit Halep kentinde yaygınlaşan kahvehaneler 1554’te de Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’da açılmaya başladı.

Mekke, Kahire ve İstanbul’da din adamları kahveyi yasaklamaya çalıştır. Şeyhler kahvenin etkisinin alkolünl etkisiyle bir görülüp görülmemesini tartıştı. Kahve dolu taslar da İslam’ın yasakladığı alkol gibi elden ele dolaştırılıp içiliyordu.

Kahvehaneler erkeklerin bir araya geldiği, şairleri dinlediği, satranç ve tavla gibi oyunlar oynadığı yeni kurumlardı. Entelektüel yaşamın yoğunlaştığı ve toplanma merkezi olarak camiye rakip olarak görülen yerler haline geldi.

İlgilinizi Çekebilir!  "Kahve işi şarap işine benzer, önemli olan nüans ve zerafettir"

Bazı alimler kahvehaneleri şarap içilen meyhanelerden daha kötü yerler olarak değerlendirirken, yetkililer de buraların isyan yuvalarına dönüşmesi kaygısını dillendiriyordu.

Fakat kahveyi yasaklamaya yönelik tüm girişimler başarısızlıkla sonuçlandı. 4. Murat zamanında (1623-40) uygulanan ölüm cezasına rağmen. Din âlimleri sonunda kahveye izin verme yönünde fikir birliğine vardılar.

Avrupa’ya yayılma

Kahve iki yoldan Avrupa’ya yayıldı: Osmanlı İmparatorluğu ve asıl kahve limanı olan Muha üzerinden.

Hem İngiliz hem de Hollandalı Doğu Hindistan Kumpanyaları 17 yüzyıl başlarında Muha’da kahve müşterisi olmuştu. Kahve Ümit Burnu üzerinden Avrupa’ya taşınıyor, ya da Hindistan ve ötesine ihraç ediliyordu.

Fakat Yemen kahvesinin büyük bölümü Arap yarımadasının kuzeyine ve Orta Doğu’ya dağılıyordu.

Kahve’nin Avrupa’ya bir başka varış yolu da, Akdeniz’den geçerek Tuna nehri boyunca yürüyüşe geçen Türk ordusu üzerinden oldu.

Tıpkı Orta Doğu’daki gibi kahvehaneler açıldı ve erkeklerin konuştuğu, okuduğu, fikirlerini paylaştığı, oyun oynadığı merkezler haline geldi.

Bir başka benzerlik de bu merkezlerin yıkıcı unsurları barındırma potansiyeliydi. İngiltere kralı 2. Charles 1675’te kahvehaneleri “Majestelerinin ve bakanlarının faaliyetine ilişkin skandal haberlerin yayıldığı yer” olarak tanımlamıştı.

Yüz yıl sonra ise ünlü Paris kahvehanesi Procope; Marat’ın, Danton’un ve Robespierre’in bir araya gelip Devrim’i planladığı yer olacaktı.

Başlangıçta kahve Avrupa’da Müslüman içeceği olarak şüpheyle karşılandı. Fakat rivayete göre, 1600’de Papa 13. Clement içtiği kahveden öylesine zevk almış ki onu Müslümanların tekeline bırakmanın yanlış olduğunu ve vaftiz edilmesi gerektiğini söylemiş.

İlgilinizi Çekebilir!  Kahvenin iyisini kötüsünden nasıl ayırt ederim?

1683’te Türklerin Viyana kuşatması kırıldığında Avusturya’da kahve içimi büyük artış göstermiş ve Avrupalılar bozguna uğrayan Osmanlı’nın kahvesine el koymuş.

‘Türk kahvesi’ mi?

Belki de bu nedenle bugün bile Viyana’da kahve, yanında bir bardak suyla ikram edilir. Tıpkı İstanbul, Şam ve Kahire’de fincanın dibinde bol telve bırakacak şekilde yapılan Türk kahvesinin ikram edildiği gibi.

Bugün “Türk kahvesi” olarak adlandırdığımız içecek aslında kısmi bir yanlış adlandırma ile karşı karşıyadır. Türkiye bu tarz kahvenin içildiği ülkelerden biridir. Yunanistan’da buna “Yunan kahvesi” denir; Mısır, Lübnan, Suriye, Filistin, Ürdün ve diğerleri ise isme fazla takılmaz.

Fakat Arap dünyasında başka kahve içme gelenekleri de var. Körfez bölgesinde içilen kahve daha acıdır ve bazen kakule ve başka baharatlarla tatlandırılırarak içilir.

Misafir geldiğinde uygun zamanda ikram edilir. Çok erken ikram etmek aceleciliğe yorulduğu için kaba bir davranış olarak görülür. Misafir gitmeden hemen önce bir kez daha sunulur bu içecek.

Cam bardaklarda sunulan şekerli çaydan hemen önce ya da sonra da içilir kahve. Bu iki farklı içeceğin art arda ikram edilmesi Batılılara ilginç gelir.

Bugün kahve küresel bir içecek haline geldi; ama ne yazık ki Yemen’de kahve üretimi azaldı. Yemen kahvesi, ucuz ithal kahvenin ve alternatif ürün olarak görülen, uyarıcı gat bitkisinin kurbanı oldu.

2011’de Yemen sadece 2500 ton kahve ihraç etti. Kahve üretimini canlandırma girişimleri olsa da, bugün hiçbir Arap ülkesi önemli kahve üreticileri arasında yer almıyor.

Kaynak: BBC – John McHugo, ‘A Concise History of The Arabs’ (Arapların Kısa Tarihi) kitabının yazarıdır.