KAHVERENGİ YAZILAR

Asya’daki kahve imparatorluğunu yıkan salgın Güney Amerika’da

Bugün Güney Amerika'yı etkileyen "kahve pası" salgını 150 yıl önce bir imparatorluğu böyle yok etmişti. Tarihin derinliklerinde unutulan ibretlik bir hikaye ve günümüzde yaşanan benzerlikler... Kahvve.com farkıyla bizi bekleyen kahve kıtlığı...

BAŞKA ŞEHİRLER - REMZİ GÖKDAĞ

Beş yıl önce, Guatemala’nın Antigua bölgesindeki küçük bir kahve çiftiği olan Finca El Valle, Amerika’nın önde gelen özel kahve şirketleri için yılda 63 ton kaliteli Arabica çekirdeği üretiyordu.

Kahve yapraklarında görünen ve kısa sürede yayılan kahve pası (Hemileia Vastatrix) salgını 2012 yılında bölgeyi tehdit etti ve 2 yıl içinde kahve üretimine büyük darbe indirdi.

Salgından etkilenmeyen kahve çiftliği kalmadı. O yıl kahve üretimindeki düşüş yüzde 80’lere dayandı. Bir sonraki yıl üretim daha da düştü, topraktan neredeyse hiç kahve elde edilemedi.

Büyük bir felaketle karşılaşan Guatemalalı kahve üreticilerini yüzyılın en büyük kahve krizi bekliyor.

Kahvenin geleceğini değiştirecek tehlike!

Guatemala, özellikle küçük kahve üreticilerinin yoğun olduğu bir Orta Amerika ülkesi. Üretilen kahvenin yüzde 80’i küçük çiftliklerden elde ediliyor.

Bölgeyi son yıllarda etkisi altına alan kahve pası salgını bu küçük çiftliklerin yüzde 70’ini etkiledi. 2 milyona yakın kahve işçisi işini kaybetti. Kahve çiftliklerinden büyük kentlere göç başladı.

Tarihte kahve kıtlığı yaşayan ülke!

Güney Amerikalı kahve üreticileri sadece salgın tehdidiyle değil en az onun kadar tehlikeli büyüyen düşük kahve fiyatlarıyla da boğuşuyor.

Coffee is Not Forever: A Global History of the Coffee Rust adlı kitabın yazarı Stuart McCook‘a göre geçmişte yaşanmış felaketlerle bugün yaşanmakta olanın arasında benzerlikler var.

1869’da Sri Lanka’da büyük bir doğa felaketi yaşandı. O zamanlar adı Seylan olarak da bilinen bu ülke yılda 100 milyon liradan fazla ihracat yapan dünyanın en büyük kahve üreticilerinden biriydi. Kahve üretim merkezini kıyıya bağlayan demiryolu projesiyle geleceğini güvenceye alan Seylan, artan kahve fiyatlarının da etkisiyle hızla zenginleşen bir ülke haline geldi.

İlgilinizi Çekebilir!  Kahvenin uzun yolculuğu ve bu yolculuğun Eminönü durağı

Ne olduysa bundan sonra oldu…

Kahve pası bir ülkenin kaderini değiştirdi

 

Adanın güneyindeki kahve çiftliklerinde, kahve yapraklarının üst yüzeylerinde küçük, sarı lekeler görülmeye başladı. Zamanla bu lekeler büyüdü ve yaprakların tamamını kapladı. Bu sırada yaprakların alt kısmında da dairesel, sarı-turuncu renkli toz benzeri sporlar oluşmaya başladı. Bu durum diğer yapraklara bulaştı.

Salgın bitkileri tamamen öldürmüyor, onları zayıflatarak ürün veremez hale getiriyordu. Yapraklar döküldü, çekirdekler eskisi gibi değildi, verim bir anda düştü.

Kahve pası adı verilen küresel salgının ilk belirtileri böyle başladı. Hastalık hakkında çok az şey biliniyordu. Salgının nasıl durdurulacağı konusunda kimse bilgi sahibi değildi. Seylanlı çiftçiler başka bölgelere taşındı ancak bölgenin ıslak ve nemli ortamı salgının yayılmasını hızlandırdı. Tropik rüzgarlar ve yağmurların da etkisiyle salgın havaya kolayca karışabiliyor, hatta kuşları ve böcekleri de etkileyebiliyordu. Seylan’ın uçsuz bucaksız kahve arazileri bir anda yok oldu.

Kahveden vazgeçip çaya yöneldiler

1870 yılında 53 milyon kilo kahve üretimi yapan Seylan 1886’da bu üretimin yüzde 80’ini kaybetti. Salgının bölgeye uğramasını izleyen 20 yılda kahve ekimi için kullanılan alanların yüzde 90’ı terk edildi. Kahve Seylan’dan silinip gitti.

Aynı hastalık 1920’lerde Asya, Orta ve Doğu Afrika’da da etkili oldu. Bu arada Güney Amerika’nın kahve üretimi arttı. Asya’yı kasıp kavuran kahve pası hastalığı Güney Amerika’ya ulaşamadı.

Ancak bu durum sonsuza dek böyle sürmeyecekti.

Salgın, 1950’lerde Afrika’nın batı kıyısına ulaştı. Herkes salgının orada duracağını, okyanusu geçip Amerika kıtasına ulaşamayacağını söylüyordu ancak doğanın her zaman insanın beklentilerini şaşırtan bir gücü vardı ve bu güç yine devreye girdi.

İlgilinizi Çekebilir!  Sevgililer Günü'ne özel bir hikaye...

Hastalık Atlantik rüzgarlarına karışıp Güney Amerika’ya ulaştı.

Sırada Güney Amerika mı var?

1970’te Brezilya’da görüldü. Kahve, bölge ekonomisinin vazgeçilmez maddesiydi. Panik kısa sürede kahve piyasasını etkiledi. Yaklaşık 10 yılda salgın tüm Güney Amerika ülkelerini etkisi altına aldı. Seylan’daki olaydan tek farkı, o günlerin modern araçlarıyla salgına karşı mücadele veriliyor olmasıydı.

Biyolojik ilerlemeler salgının Seylan’daki yıkım kadar etkili olmasını engelledi, ancak kayıplar da devam ediyordu. Geleneksel Arabica çekirdeklerine göre daha kötü tadı olan fakat paslanmaya karşı güçlü genetik direnç gösteren yeni çekirdekler kullanılmaya başlandı.

Son 10 yılda salgın, dünyadaki Arabica kahve çekirdeklerinin yaklaşık sekizde birini üreten Latin Amerika’yı mahvetti. 2012’den bu yana, bazı çiftlikler, paslanmaya karşı dirençli çekirdek kullanımına yöneldi. Fakat kullanılan hiçbir yöntem kayıpların yüzde 50, bazı bölgelerde yüzde 80’lere ulaşmasını engelleyemedi.

Kahve pasıyla ilgili 150 yıllık deneyimi olan insanoğlu, bu salgının etkisini azaltmayı başarsa da kalıcı bir önlem alamadı. Hastalığın yakın bir zamanda dirençli kahve çekirdeklerini de etkileyecek bir evrimden geçeceği belirtiliyor. Bunun ne zaman gerçekleşeceği tam olarak bilinmese de kaçınılmaz olduğu konusunda herkes hemfikir.

Seylan 150 yıl önce çözümü ürün değiştirmekte buldu ve çaya yöneldi. Dünyanın en önemli çay ihracatçılarından biri haline geldi.

Ancak Güney Amerika’nın durumu farklı. Küresel kahve talebinin bu kadar çok olduğu bir dönemde kimse ürün değişikliğinden bahsetmiyor.

Ya bilim dünyasında yeni gelişmeler yaşanacak ve birileri bu belayla savaşmanın etkili yolunu keşfedecek, ya da yakın bir tarihte kahve kıtlığı baş gösterecek.

Konular

Remzi Gökdağ

Gazetecidir, sıkıldıkça kitap yazar. Kahve için her zaman bir sebep vardır! Daha fazla bilgi: Burada

Benzer Yazılar

error: © 2019 Kahvve.com