Sait Faik Abasıyanık, 1948 tarihli Yedigün dergisinde İstanbul kahvehanelerinden şöyle bahseder: “…Soğuk, temiz, beyaz mermerli, ince belli çay bardaklı, mavi, sarı, turuncu fincanlı, köylü zayıf garsonlu, sarı yüzlü ocakçılı İstanbul Kıraathaneleri! Siz birer tembel yatağı değil, birer bağımsız üniversitesiniz. Üniversite”den de daha bağımsızsınız.”

Kahvehane kültürü

Kahveci çırağı boşları toplar, gözler televizyona takılır. Kahve ahalisinin derdi bitmez, birer demli çay daha söylenir. Ateş düştüğü yeri, küllüklerde unutulup düşen sigaralar da masa örtülerini yakar…

Kahvehane kültürü zaman içinde değişti ama kahvehanede geçmeyen zaman kavramı hiç değişmedi. Her zaman kalabalık olan bu mekanlarda sabahtan gece yarılarına dek oturulur, kah okey oynanır kah hayat pahalılığı üzerine iki çift laf edilip ardından okkalı bir küfür savrulur.

İsmi aynı kaldı ama, mahalle kahvehaneleri de kıraathaneler de epeyce değişikti.

Sedirlerin yerini masa – sandalyeler, hikayelerin yerini okey taşların gürültüsü aldı. Okuma alışkanlıklarını ise at yarışı tutkusu doldurdu ama kahvehanelerin o kendine özgü kokusu sadece mekana değil, yaşama da sindiğinden belki hiç değişmedi.

İlgilinizi Çekebilir!  Andrew Klass'ın objektifinden kahve

 

Kahvehane arama sonuçları