Osmanlı’da kahvehaneler nasıldı? Merak edenler ayrıntılı bilgiyi bu yazıda bulabilir.

Osmanlı’da kahvehaneler insanların konuşutuğu, tartıştığı, problemlere çözüm bulduğu yerlerdi. Yani, karmaşık bir kültürel doku, kahvehane toplantılarında kahve içeceğinin etrafında ortaya çıkar.

Mimarlık tasarım ve yayın platformu Mimarizm‘de Osmanlı’da Kahvehaneler konulu bir röportaj dikkatimizi çekti. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Osmanlı ve Cumhuriyet Araştırmaları Bölüm Yöneticisi Ekrem Işın ile kahvehanelerin Osmanlı’daki yerini anlatıyor.

Kahveyi ve kahvehaneleri detaylı bir şekilde anlatan bu yazıyı kaçıranlar için tekrar yayınlıyoruz.

“Yeniçeriliğin artık çöküşe yüz tuttuğu ve kışla dışına taştığı dönemde Yeniçeri kahvelerinde siyaset yapılıyor. Bunlaarın da kendi içinde dönüşümleri olmuş. Yeniçeri kahveleri yasaklandıktan sonra, o mirası mahalle raconuyla kaynaştıran kabadayıların gittiği tulumbacı kahveleri doğmuş”

En başından, kahveden başlayacak olursak…

Kahve Orta Çağ’da bilinen bir madde, fakat yiyecek olarak biliniyor, içecek olarak değil. Kahvenin ana vatanında; Etiyopya’nın güneyinde yani Habeşistan’daki yüksek yaylalarda yaşayan yerli halk, un haline getirdikleri kahve çekirdeğinden yaptıkları ekmekleri yiyorlar. Orta çağın sonlarında, Geç Rönesans Dönemi’nde, Habeşistan’dan Yemen’e giden gezginci dervişler yanlarında kahve de götürüyorlar. Kahve, bundan sonra oranın iklim şartlarına uyum sağlıyor ve orada yaygınlaşıyor.

Kahvenin içecek haline getirilmesi ise Yemen’de oluyor. Kahveyi kim ilk içecek haline getirmiş sorusunun ise tarihte pek çok cevabı var. Hz Süleyman, İbni Sina ve Şeyh Şazeli bunlardan bir kaçı. Fakat Şeyh Şazeli inanışı o kadar yaygın ki; Osmanlı folklorunda kahvecilerin piri Şeyh Şazeli olarak geçiyor.

Neden en yaygın inanış, kahveyi Şeyh Şazeli’nin bulduğu inanışı?

Şeyh Şazeli’nin pir olması boşuna değil tabi. Dervişler, haftanın belli günleri toplanıp sabahlara kadar zikir yaparlar. Bu süre boyunca da zihnin açık olması gerekir. Kahve de içerdiği kafein nedeniyle zihni uyarır. Bu yüzden tarikatlar, dervişlerin zihnini açık tutmak için kahveden yararlanırlar. 1925 yılına yani; tekkelerin kapatılmasına kadar, buralarda kahve servisleri yapılırdı.

Peki, kahve nasıl oluyor da pek çok insanı etrafında toplayarak bir mekana evriliyor? Kahvehaneler nasıl çıkıyor ortaya?

Toplumun büyük kesimi otururken geleneksel toplumda çok gezen üç tane zümre var. Bunlar tüccarlar, dervişler ve askerler. Bu üç unsur kültürel sirkülasyonu sağlar. Kahvenin yaygınlaşmasında dervişler birinci unsuru teşkil ediyorlar örneğin. Sonra tüccarlar geliyor.

Kahve, tüccarlar tarafından İstanbul’a, Edirne’ye, Bursa’ya getiriliyordu önceleri. Fakat o zamanlarda kahve sadece toplumun üst tabakası tarafından tüketiliyordu. Osmanlılar, 1517’de Mısır’ı alınca kahvenin merkezine de ulaşmış oldular bir anlamda. Bu tarihten sonra kahve ticareti arttı. Dolayısıyla kahve daha tanınan bir madde haline geldi. Kahve içme alışkanlığı da alt tabakaya inince, köşkün yerini kahvehaneler aldı. Demek ki; ilk kahvehanelerin açılması da kahve içme alışkanlığının orta ve alt tabakalara indiğinin bir göstergesi.

İlgilinizi Çekebilir!  Espresso makinelerinin tarihi! Nerede ve nasıl icat edildi?

1554 – 1555 yıllarında, Kanuni Dönemi’nde yani, ilk kahvehane Tahtakale’de Hakem ve Şems adlı iki kişi tarafından açılıyor. Tahtakale o zamanlar İstanbul’un kozmopolit diyebileceğimiz bir liman kesimi. Yani, Arapların, Afganların, Acemlerin, Şark tüccarlarının çok olduğu, dışarıda gelen insanların yoğun olduğu bir yer. İlk kahvehanenin burada açılması tesadüf değil yani. Kahve giderek Suriçi, Beyazıd, Aksaray, Kapalı Çarşı gibi ticaret bölgelerine ve oradan da sivil yerleşimlerin olduğu Müslüman ve azınlık mahallelerine doğru yayılıyor.

Kaynaklarda ilk kahvehanenin Mekke’de bir caminin yanında ortaya çıktığından ve burada ibadet için bekleyen halkın kahve içtiğinden bahsediliyor?

İlk zamanlarda kahvehanenin caminin yan unsuru olduğu doğru. Ama orada da; bunların kahvehane değil, kıraathane olduğunu dair bir yorum getirilir. Osman Nuri Ergin’in tezine göre, o mekanlara daha çok okur yazar insanlar okumak için gidiyorlar. Zamanla okur yazar insanların elini ayağını buralardan çekmesiyle, bu mekanlara da ayak takımı doluyor ve kıraathaneler kahvehanelere dönüşüyor.

Ama kesin bir şey söylemek mümkün değil. Bunlar sadece birer tez.

Osmanlı’da Kahvehaneler neden hızlı bir genişleme gösteriyor?

Osmanlı'da Kahvehaneler 1

Bu Osmanlı’nın yaşam tarzıyla ilgili. Osmanlı’da erkeklerin hayatlarında üç mekan var. Bunlardan biri dini mekan; cami, diğeri konut ve bir diğeri ise geçiminin sağlandığı üretime yönelik ticari mekan. Yani bir insan evinde ailesiyle birlikte yaşıyor, işine gidiyor para kazanıyor ve oradan da ibadet etmeye gidiyor.

Osmanlı’da kahvehaneler açıladığında ise dördüncü bir mekanla karşılaşıyoruz. Bu yeni mekan devrim niteliği taşıyor aslında. Peki, insanlar bu dördüncü mekana niçin giderler? Çünkü insanlar sosyal ilişki kurmak isterler. İşte, hayatın bu üç mekanın dışında gelişmesinin yolunu açan ilk mekan kahvehanelerdir.

Kahvehaneler topluma büyük bir dönüşüm getirmişler. Bu mekanlarda insanlar konuşur, tartışır, problemlere çözüm bulur, uzak diyarlardan gelen haberleri alır olmuşlardır. Yani, karmaşık bir kültürel doku, kahvehane toplantılarında kahve içeceğinin etrafında ortaya çıkar.

İlgilinizi Çekebilir!  İstanbul'un kaybolan mekanları: Cafe Flamme

İnsanlar kahveyi bahane ediyorlar yani?

Evet, insanlar kahve bahanesiyle sohbet etmeye gidiyorlar. Asıl orda önemli olan mekanın kendisi. Çünkü geleneksel toplumlarda kültür ve bilgi sohbetle üretilir. Bu kültürün üretimine de bir mekan lazım. Dolayısıyla kahvehaneler de bunun için uygun yerler oluyor.

Zaman içinde kahveler nasıl çeşitlilik göstermeye başlıyor?

Osmanlı toplumu çok katmanlı bir toplum. Esnafın, ulemanın, azınlıkların yeniçerilerin gelenekleri ayrı. Dolayısıyla da süreç içinde de her zümrenin devam ettiği farklı kahvehane türleri doğuyor.

Örneğin yeniçeriliğin artık çöküşe yüz tuttuğu ve kışla dışına taştığı dönemde Yeniçeri kahvelerinde siyaset yapılıyor. Bunlaarın da kendi içinde dönüşümleri olmuş. Yeniçeri kahveleri yasaklandıktan sonra, o mirası mahalle raconuyla kaynaştıran kabadayıların gittiği tulumbacı kahveleri doğmuş.

Yine yeniçeri kültüründen gelen Semai kahveleri var. Bunlar, Abdülmecit Dönemi’nden itibaren, her zaman ayı boyunca aşıkların saz çalıp şiir söyledikleri kahvehaneler. Osmanlı’da kahvehaneler Aksarap, Suriçi, Kapalı Çarşı civarında kurulurlar. Ama o dönemde bir de modern Beyoğlu hayatı var. Beyoğlu’ndaki yerlerde alafranga müzikler çalınıyor, dans ediliyor. Semai kahvelerindeki ozanlar ise, Beyoğlu hayatını eleştirmek için alafranga şarkıları alaturka çalgılarla dejenere ederek çalıyorlar. Yani semai kahvelerinde eleştirel programlı bir melez müzik var.

Esnaf kahveleri var ve bunlar iş yeri gibi kullanılıyor. Örneğin badana yapacak ustayı siz o kahveden buluyorsunuz.

Kahvehaneler erkek nüfusun yaşayışını anlayabilmek için bir gözlem alanı aslında. Kadınların mekanları ise hamamlar. Hamam kadınların buluşma, kız alıp-verme, görücüye çıkma, setme yeri.

Kahvehane ve hamam örneklerinde yola çıkarak Osmanlı kurumlarının genellikle, kendi temel amaçlarının dışında faaliyet gösterdiği sonucuna varıyoruz.

Peki, neden kahve içeceği etrafında toplanıyor halk?

Kahve bizim temel içeceğimiz çünkü. O dönemde meyhaneler var ama içki yasak. Bir de meyhaneler mahalle ölçeğinde hoş karşılanmayan yerler. Çay daha çok yeni. Bize daha 18. yy.da gelmiş. Büyük patlamasını da Cumhuriyet Devri’nde yapmış ve kahveyi unutturmuş.

Günümüzde, özellikle büyük şehirlerde, kahvehaneler yerlerini daha çok Batı kökenli olan kafelere bıraktılar…

Evet, ama o eski kahvehane kültürleri büyük şehirlerde öldü artık.

Kaynak: Mimarizm.com

 

Şeyh Şazeli, Kahve, Kahvenin ana vatanı, Osmanlı’da Kahvehaneler, Kahvehaneler, Habeşistan, Etiyopya, Yemen, kahvenin icadı, Kahve tüccarları,Suriçi, Beyazıd, Aksaray, Kapalı Çarşı, ilk kahvehaneler, kahvenin tarihi, Osmanlı’nın yaşam tarzı, Yeniçeri kahveleri, esnaf kahveleri, Cumhuriyet Devri kahvehaneleri