Kahvemiz ve kendimiz

Bryant Simon'ın Everything but the Coffee kitabı bize ikiyüzlü bir kültüre sahip olduğumuzu gösteriyor. Kahvemizi istiyoruz, kendimizi iyi hissetmek istiyoruz ve anı yaşıyoruz. Her şey bu kadar basit mi?
28/03/2024

Bryant Simon’ın Everything but the Coffee (Kahve dışında her şey) adlı kitabını okumaya başladığımda tam da ihtiyacım olan kitaba ulaştığımı düşündüm. Kitap sadece kahveyi incelemekle kalmıyor aynı zamanda Amerikan kültürünün iç dünyasına göz atıyor.

Kısmen tarih, kısmen etnografi, kısmen pazarlama teorisi ve kısmen de kahve anlatısı olan Everything but the Coffee, Starbucks‘ı Amerikan orta sınıfının ikiyüzlülüğünün merkezine yerleştiriyor. Simon, Amerikan orta sınıfının bir dönem Starbucks’ı neden kendi kimliğinin merkezinde gördüğünü araştırırken ilginç bilgiler de veriyor. Simon’a göre Starbucks’ın “kahveyle pek ilgisi yoktu; her şey stil, statü, kimlik ve özlemle ilgiliydi.”

Starbucks sert bir kafeinden çok daha fazlasını sunuyordu. İnsanların kamusal ve özel hayatlarını daha iyi hale getirmek için ihtiyaç duyduğu şeyleri belirledi, bunları paketledi ve kolayca erişilebilir hale getirdi. Starbucks statü için duygusal ihtiyaçlarımızı besliyordu. Onun sayesinde duygusal olarak kendimizi toparlamamızı sağladık. Kendimizi başarılı hissediyorduk.

Starbucks’ın hedefleri

Aynı zamanda ev ve iş arasında güvenli, temiz bir “üçüncü alan” yarattı. O büyük sandalyeler ve kanepeler bizim yeni kamusal alanımız haline geldi. Bize egzotik yerler ve sesler getirdi. Rahat bir koltuğun güvenliğinde bizi kahvemizin geldiği yerlere götürdü, yeni müzikleri ve edebi sesleri öğretti. Kültürel rehberimiz olmaya çalıştı. Doğal ürünleri, çevre dostu yöntemlerle satın aldığını söyledi. Çiftçilere yardımlarıyla çevresel ayak izimiz hakkında iyi hissetmemize yardımcı oldu. Bunu bilinçli bir şekilde yaptı, yani arzularımızı, umutlarımızı ve özlemlerimizi manipüle etti. Tüm bunları yaparken de bir venti soya latte sipariş ettiğimiz için kendimizi iyi hissettik.

Ancak, bir düzeyde, tüm bunların aktif olarak katıldığımız bir yanılsama olduğunu da biliyorduk. Çünkü Starbucks bir simülakr olarak çalışıyordu. Birey olduğumuzu, kendi tarzımızı ortaya koyduğumuzu düşünürken bile, aslında kahve imparatorunun ana planını takip ediyorduk. Starbucks’ı çevre ve küreselleşmeye karşı bir çözüm olarak görerek bu yanılsamaya alet olduk.

Kahve dışında her şey

Everything but the Coffee, bize Starbucks’ın Amerika’da derinden hissedilen öngörülebilirlik ve sınıfsal duruş, topluluk ve özgünlük ihtiyacına hitap ettiğini anlatıyor

Bryant Simon, yazarları kendilerini konularından ayıramayan ve bu nedenle kendilerini anlatıya dahil etmek zorunda kalan orta sınıf üzerine son zamanlarda yazılan kitaplardan da örnekler veriyor. Örneğin, sosyolog Dalton Conley, Elsewhere, U.S.A.‘da modern Amerikan orta sınıf ailesinde mekânın bozulmasını araştırıyor ve araştırmasını kendi aile hayatından otobiyografik kesitlerle birleştiriyor.

Bu kitapta edebiyatın çoğunda olduğu gibi, bir günah çıkarma özelliği var. Bu sisteme katıldığımız için kendimizi iyi hissetmememiz gerektiğini biliyoruz, ama bu çok eğlenceli. Sanki konuyu inceleyen bizler bir özeleştiri sürecine dahil oluyoruz. Bu eğilim belki bu kitapları okunabilir kılıyor ama çoğu zaman analitik gücünü azaltıyor.

Bryant Simon ve diğerlerinin gösterdiği şey, bizim ikiyüzlü bir kültüre sahip olduğumuzdur. Kahvemizi istiyoruz, kendimizi iyi hissetmek istiyoruz ve anı yaşıyoruz. Öyle değil mi? Starbuck’s bütün rakiplerini yok etmek için planını adım adım uyguluyor. Modern kapitalizmin kuralı da bu zaten. Onun planlarının da farkındayız ama bir parçamız da Starbusks’ın çevre dostu olduğuna inanıyor. Suçumuzu hafifletmenin bir yöntemi olabilir mi?

Remzi Gökdağ

Remzi Gökdağ gazeteci, yazar ve dijital yayıncıdır. Başka Şehirler, Sevgili İstanbul, Amerikan Medyası’nda 11 Eylül ve Park Otel Olayı kitaplarının yazarıdır. Remzi Gökdağ hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

error: © 2021 Kahvve.com

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?