Kahvenin batıya yolculuğu

1663'te, Viyana'daki Osmanlı Elçisi Mehmet Ağa'nın acı kahvesini içmek bir ayrıcalıktı; ama 1669'da, zerafeti ve cömertliği ile tanınan, Paris'in en popüler simalarından, Osmanlı Elçisi Süleyman Mustafa Ağa'nın konutunda konuklara ikram edilen kahveler, Paris'te elçilikten çok daha başarılı oldu.

4 dk

İslam aleminde 1511’den beri haram fetvalarına, ölümle sonuçlanan yasaklamalara rağmen keyifle içilen kahve, Batı’ya ilk defa Venedikli tüccarlar tarafından götürüldü. 17. yüzyılın başında tütünü kahvenin yanma yoldaş getiren bu cennetlik tüccarlar, 1615’te de oralara da kahveyi götürdüler; ama Batı, Doğu’nun tütüne gösterdiği misafirperverliği göstermedi kahveye.

Doğu’dan ve Yeni Dünya’dan, yükselen kapitalizmin merkezlerine ulaşan bütün mükeyyifat gibi, kahve de başlangıçta zengin ve seçkin çevrelerin bir eğlencesi idi. Bu çevrelerdeki itibarı da, Osmanlı İmparatorluğu’nun hala devam eden etkisinden geliyordu.

1663’te, Viyana’daki Osmanlı Elçisi Mehmet Ağa‘nın acı kahvesini içmek bir ayrıcalıktı; ama 1669’da, zerafeti ve cömertliği ile tanınan, Paris’in en popüler simalarından, Osmanlı Elçisi Süleyman Mustafa Ağa‘nın konutunda konuklara ikram edilen kahveler, Paris’te elçilikten çok daha başarılı oldu.

Bir kaç Ermeni gezgin kahve satıcısı, Süleyman Mustafa Ağa’dan önce Paris sokaklarında görülmüştü; 1670’de ise, Pascal adlı bir Ermeni Paris’in ilk kahvehanesini açtı. On yıl sonra da, Avrupa’nın şimdiki “cafe”lerin atası sayılabilecek ilk kahvehaneyi, yine iki Ermeni, Viyana’da açtılar. 18. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, artık bütün Avrupa kahve tiryakisiydi; üstelik kahveleri de kendi sömürgelerinden geliyordu.

Cava kahveyle tanıştı

Habeşistan ve Arabistan dışında ilk kahve tarımı, Hollandalılar tarafından 1712’den itibaren Cava’da başlatıldı.

1730’dan itibaren ise bütün Güney Amerika’da kahve üretiliyordu. Avrupalılar sömürgelerinde kahve tarımına başladığında, kahve hala halk tarafından çok içilen bir içki değildi. 1721’de, İngiltere’de, bir idam mahkumuna yudumladığı kahveyi gösteren yargıç sorar: ‘Sen de mi içiyorsun?’. ’Alışkın değilim’ der mahkum, ‘bir bardak şarapla ekmeği tercih ederim’. Avrupa’nın kahve tartışmalarıyla geçirecek vakti yoktur; bu sanıldığından çok daha karlı bir ticarettir.

Birinci yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıllık kahve tüketimi 5 bin tonun üzerindedir. Avrupa, her zaman olduğu gibi bu malın pazarlanmasında da başarılı olmuştur; 1765’te İstanbul’da Frenk kahvesine olan aşırı talep nedeniyle satış yerleri yetmez olmuştu.

Kahve artık sadece bitkisiyle Arap ya da Güney Amerikalı; Avrupalılar ve Amerikalılar işleyip satmakla kalmıyor, içinden kafeinini bile alıyorlar. Ama ne olursa olsun, kişi başına kahve tüketimimiz 17. yüzyılın yanma bile yaklaşamıyor.

1615’te Venedik tacirleri hayran kaldıkları bu lezzeti, kendi ülkelerine taşıdı. Aradan geçen zaman içinde, 1650’de kahve Marsilya’ya ihraç edildi.

1669 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun Paris sefiri Nüktedan Süleyman Ağa’nm keyifli kahve davetleri sayesinde Avrupalılar da kahveyle tanıştı. Başta Kral XV’nci Louis ve gözdesi Madam Pompadour olmak üzere bütün Paris halkı, bu nefis kokulu keyif içeceğinin tiryakisi oldu.

Osmanlılar, 1683’teki Viyana Kuşatmasından elleri boş döndüler ama, kentin surları önünde bıraktıkları çuvallar dolusu kahve, tercüman Kolschitsky’nin aracılığıyla Avusturyalıların da yaşamına girdi.

error: © 2020 Kahvve.com