Kahvenin kaderini belirleyen komisyon

Kahve yasaklandı, yargılandı ve hüküm giydi. Bu yasak farklı toplumlarda ve dinlerde defalarca uygulandı. Ancak hiçbir hüküm kahvenin verdiği o güzel tattan daha değerli değildi. Yasaklar toplumda karşılık görmedi. İslam dünyasında bu yasakların ilki 1511 yılında Mekke’de uygulandı. İşte bu yasağın ilginç öyküsü…
07/02/2024

İslam dünyasını kahve kokusu olmadan hayal etmek mümkün değildir. Bu dünyada kahve ile tatlandırılmayan alışveriş neredeyse yok gibidir. Kavrulan kahvenin kokusunu, çekirdekler öğütülürken çıkan seslerden ayırmak zordur. Düşünmeye sevk eder, algıları yükseltir. Arap dünyasının vazgeçilmez kültürü, unutulmayan geleneği kahve Avrupa’nın da aydınlanmasında önemli rol oynamıştır.

Kavrulmuş çekirdekten demlenen kahveyi içme geleneği 15. yüzyılın ortalarında Etiyopya’dan Yemen’e oradan da Akdeniz’e yayılmış ve sonunda Avrupa’ya ulaşmıştı. Ancak bu yolculuk sanıldığı kadar kolay olmadı. Bu uzun ve zorlu yolculukta pek çok engellemelerle karşılaşan kahvenin tarihinde bir komisyonun yeri çok özeldir. Bu tarihi olaylar 5 asır önce Mekke’de yaşanmıştır.

Yıl 1511. Yer Mekke. Konu kahve yasağı. O yıllarda Mekke ve Medine’de müzikli ve tavlalı kahvehaneler vardı. Şehir bekçileri ve polise bu yerler hakkında çok sayıda şikayet geliyordu. Gece geç saatlerde artan gürültü, kahkahalar ve tef sesleri dindar Müslümanları canından bezdirmişti.

Mekke Kahve Komisyonu

Suriye ve Mısır’dan o sırada Mekke’yi ziyaret etmekte olan tüm kadı ve kıdemli hukuk alimleri de toplantıya davet edildi.

Durum 1511 yılında, Mekke’nin Memlûk valisinin bir “Kahve Komisyonu” atamasıyla doruğa ulaştı. Komisyon Mekke, Kahire ve Şam’ın önde gelen hukukçu ve akademisyenlerinden oluşuyordu ve o yıl Mekke’de yedi gün süren kapsamlı müzakereler için toplandı. Toplantılar sırasında hükümet yetkilileri, doktorlar ve özel vatandaşların ifadeleri alındı.

Toplumu etkileyen özel hukuk sorunları ortaya çıktığında, bu tür komisyonların şu ya da bu şekilde oluşturulması İslami hükümetlerde normal bir prosedürdü. Yürütme makamları bilgili ve saygı duyulan toplum önderlerinin görüşünün alınmasını doğru olduğunu düşünüyordu.

Mekke valisi Hayri Bey, 28 Mayıs 1511 Cuma gecesi akşam namazından sonra evine doğru giderken parlayan bir mangalın etrafında toplanmış on ya da on beş kişilik bir grup gördü. Kutsal alanının huzurunu bozmaya cüret edenlerin kim olduğunu görmek için muhafızın peşinden sert adımlarla ilerledi.

Yaklaştığında, mangalın üzerindeki bir tencereden doldurulan bir kabı aralarında dolaştırdıklarını gördü. Sonra kabı dolduran adam başını kaldırıp baktı. Bu, şehir garnizonundan bir çavuştu.

“Bu içtiğin nedir Çavuş?” diye sordu vali, sesinde bir tehdit vardı.

“Kahvedir, tamamen zararsız, efendim,” dedi çavuş, elinde cezve, hazırol vaziyetinde.

“Bir asker olmanın temel davranış kurallarını unutturan hiçbir şey zararsız değildir!” dedi vali ve muhafızına seslendi.

“Bu adamları kışlaya geri götürün. Her birine elli kırbaç. Bir sonraki emre kadar hücreye hapsedin.”

Muhafızlar çavuşu götürürken Hayri Bey mangalın yanına bırakılmış olan fincanı aldı. Çamurlu tortuları tek parmağıyla yavaşça karıştırdı. “Demek meşhur kahve buymuş,” diye mırıldandı, sonra yanında bekleyen yaverine yüksek sesle, “Buraya gel!” diye seslendi.

O gece, her biri İslam hukuk yorumunun dört büyük ekolünden birini temsil eden Mekke’nin dört başyargıcına emir gitti. Ertesi sabah erkenden valinin sarayında bekleniyorlardı.

Suriye ve Mısır’dan o sırada Mekke’yi ziyaret etmekte olan tüm kadı ve kıdemli hukuk alimleri de toplantıya davet edildi.

Birlikte bir komisyon oluşturarak kahve denen içeceği inceleyecek ve hükümet tarafından atılması gereken doğru adımı tavsiye edeceklerdi.

Kahve kullanımı dinimizde caiz midir yoksa yasak mıdır?”

Kahve, tıpkı şarap gibi, yıkıcı ve ahlaksız sosyal davranışlara yol açıyorsa elbette kınanmalıydı. Peki kişi bunu evinin mahremiyetinde içiyorsa?

Ertesi gün öğleden sonra erken saatlerde, çoğu 50 yaşın üzerinde olan 15 kadar seçkin adam sarayın konferans salonunda oturmuş işlemlerin başlamasını bekliyordu. Aralarında Mısır ve Suriye yargısının saygın üyeleri de vardı; bu vilayetlerden Mekke’nin ünlü kütüphanelerinde eğitim görmek ya da ders vermek için birkaç ayını Mekke’de geçirenlere her zaman rastlanabilirdi. Bir arada oturan üç ya da dört kişi diğerlerinin ters bakışlarıyla karşılaştı; onlar kahveye verdikleri açık destekle tanınan ilk kahve tiryakileriydi.

Vali içeri girip onlardan biraz uzağa yerleştiğinde herkes ayağa kalktı ve salon bir anda sessizliğe gömüldü. Vali hazretleri başıyla yan kapıyı işaret etti.

Elinde bir tepsi, üzerinde bir sürahi ve bir fincanla bir uşak içeri girdi. Tepsi, odanın ortasındaki alçak bir masanın üzerine yerleştirildi. Hizmetkâr gözden kaybolduktan sonra, vali söze başladı. “Bu,” dedi tepsiyi göstererek, “kahvedir.” Kahvenin Mekke’de giderek artan kullanımını ve bunun yol açtığı tepkileri anlattı. “Sizden basit bir soruya yanıt vermenizi istiyorum:

Kahve kullanımı dinimizde caiz midir yoksa yasak mıdır?”

Kahvenin kaderi belirleniyor

Komisyon işe koyuldu. Heyetin başında Şafi hukuk ekolünü temsil eden Mekkeli baş yargıç İbn Zuhayra vardı. Şafiler o günlerde Memlûk hükümetiyle güçlü bağlantılara sahipti. Onun rehberliğinde, önemli mesele tartışıldı ve konu akşama kadar karara bağlandı. Ahlaka aykırı davranışların sergilendiği toplantılarda kahve dağıtmanın yasak olduğuna hüküm verildi. Aynı şekilde kadınların dans etmesi ve şarkı söylemesi de kınandı. Bu tür davranışlar yasaklanmalıydı.

O günkü oturum sona erdiğinde, komisyondaki muhafazakarlarla ılımlılar arasındaki temel bölünme de ortaya çıktı. Her iki grup da kınamayı destekliyordu, ancak farklı nedenlerle. Katı prensipleri savunan hukuk alimleri, Kur’an-ı Kerim’in bir grup arasında şarap kadehlerinin dolaştırılmasını yasaklayan emrine tam bir paralellik olduğunda ısrar ediyorlardı. Onlara göre bu konu kapanmıştı. Şarap gibi kahve de kesinlikle yasaklanmalıydı. Ancak azınlıktaydılar. Çoğunluk, Kuran’daki paralelliği kabul ederken, aynı zamanda emrin ardındaki niyetin en önemli faktör olduğunda ısrar ediyordu. Kahve, tıpkı şarap gibi, yıkıcı ve ahlaksız sosyal davranışlara yol açıyorsa elbette kınanmalıydı. Peki kişi bunu evinin mahremiyetinde içiyorsa?

Alimlerin yorum farkı

Katı muhafazakarlardan biri söz alıp şunları dedi: “Kahve çağımızın felaketlerinden biridir. İnsanlar onu günah içinde ve alenen içiyor. Bu içeceğin özel evlerde içilmesinin caiz olduğunu söyleyenlerin kalbinde zerre kadar kurtuluş yoktur!” Komisyon ertesi gün bu konu üzerine yeniden toplandı… ve ertesi gün ve bir sonraki gün ve bir sonraki gün…

Konu, kahvenin içen kişi üzerindeki etkisine gelmişti. Şarabın yasaklanmasının ardındaki amacın, zihin üzerindeki bulanıklaştırıcı etkisi ve vücuda verdiği kesin zarar olduğundan kimse şüphe duymuyordu. Kahvenin aynı şey olmadığını kim söyleyebilirdi?

Komisyon’un çıkmaza girdiğini görünce, Mekke’nin önde gelen doktorlarına kahvenin tıbbi özellikleri konusunda tanıklık etmelerini emretti.

Hukukçuların tartışmadan bir sonuç çıkmayacağı açıktı. Komisyonda sadece iki ya da üç cesur kişi kahve içtiğini itiraf etmeye hazırdı. Bunu itiraf etmeleri bile muhafazakârların gözünde suçlu olarak damgalanmalarına yeterliydi.

Bu noktada vali araya girdi. Seçkin jürinin ince hukuki sözcükler üzerindeki çekişmelerini artan bir sabırsızlıkla uzun uzun izlediği ilk oturumdan sonra, katılımını günlük göstermelik bir görüntüye indirmişti. Üçüncü gün, Komisyon’un çıkmaza girdiğini görünce, Mekke’nin önde gelen doktorlarına kahvenin tıbbi özellikleri konusunda tanıklık etmelerini emretti.

Doktorlar tıbbi tanıklıklarını tamamladığında dördüncü gün sona erdi. Kafa karışıklığı her zamankinden daha fazlaydı.

Çoğunluk kahveyi kınadı ama bir azınlık zararsız olduğu konusunda ısrar etti. Ertesi gün birkaç vatandaş ifade vermek için öne çıktı, ancak duruşmalara belirleyici bir şey katmadılar. Hepsi de kahve içtikleri için kendilerini hasta hissettiklerini ve kafalarının karıştığını ifade etti, ancak bunda kahvenin mi yoksa hayal gücünün mü etkili olduğu konusunda şüpheler devam etti. Sonunda vali, komisyonun görevinin sona erdiğini ilan etti.

Mekke Kahve Komisyonu çalışmalarını resmi bir rapor halinde valiye sundu. Bu raporda “Kahve Kullananların Yanılgıs”, “Kahve İçme Arzusunun Bastırılması”, “Kahvenin Yasaklanmasındaki Hatanın Ortadan Kaldırılması”, “Kahvenin Zararlı Olduğu İddiasının Çürütülmesi” gibi başlıklarda makaleler vardı.

Resmi rapor oybirliğiyle kabul edildi. Vali kamuya açık yerlerde ve gruplar halinde kahve kullanımını yasakladığını duyurdu. Raporun ana fikri kahveye karşıydı, ancak özel konutlarda kullanımı muğlaktı.

Gün bitmeden şehirdeki tüm kahvehaneler kapatıldı ve sahipleri gözaltına alındı. Kahve satan her dükkânın mallarına el konuldu. Kahve ticaretinin yasaklandığı sokaklarda halka duyuruldu. Artık kahve yasaktı ve yasağa uymayanları ağır cezalar bekliyordu.

Komisyonun raporu Mısır ve Suriye için de emsal olarak kullanıldı. Ancak Memlûk Devleti 1517’de Osmanlılar tarafından yıkıldıktan sonra, kahve kararnameleri göz ardı edildi. Birkaç yıl içinde Şam’da ünlü bir hukuk alimi açıkça kahve lehinde beyanat verdi. Kahire ve diğer şehirlerdeki kadıların onun yolundan gitmesi ve sokaklarda kahvehanelerin hızla açılması, yasağın başarısızlığını gösterir. Bir Memlûk valisinin öfke ve kibiri toplumun uzlaşması karşısında böylece eriyip gitti.

Kahveyi yasaklar sevdirdi

Takip eden yıllarda kahvehaneleri kapatmak için bazı girişimlerde bulunuldu. Kanuni Sultan Süleyman, 1565 yılında Kudüs’teki bir kadıdan gelen öfkeli bir mektuba cevaben, o kutsal bölgede kahvehaneleri yasakladı. Ancak 1584’te başka bir padişah Gazze’den küçük bir esnafın kahvehane açmasına izin verdi. 1630’larda 4. Murad tüm kahvehaneleri kapatmak için girişimde bulunuldu. Bir süre sonra İngiliz kralı 2. Charles da ülkesinde aynı şeyi deneyecekti. Kahvehaneleri siyasi ajitasyon merkezleri olarak görüyorlardı. Her iki çaba da başarılı olamadı.

1540’larda yazan Şamlı Arap tarihçi İbn Tulun, kahve konusunu ayrıntılı bir şekilde ele aldığı için okuyucularından özür dilemiş, “Herkes bu konuda saçma sapan konuşuyor. Bu çok karmaşık bir mesele.” demişti.

Biz de bugün kahve meselesini biraz uzattık. Kahvve.com okurlarından peşinen özür dileyerek son noktayı koyalım.

Kahve, tarihte pek çok kez yasaklandı. Dinen haram ilan edilse de toplumun vazgeçilmezlerinden biri olması engellenemedi. Kahve sevgisi her türlü baskıya direndi ve toplum doğru olanı seçti.

error: © 2021 Kahvve.com

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?