Atatürk ve çok sevdiği Türk kahvesi

Atatürk hakkında bugüne dek pek çok kitap yazılmıştır ama bu yayınlarda onun özel yaşantısına pek az yer verildi denebilir. Atatürk'e 12 yıl hizmet etmiş, ölümüne kadar onun hep yanında olmuş Cemal Granda'nın yazdığı "Atatürk'ün Uşağı'nın Gizli Defteri" adlı kitabında Atatürk'ün kişisel yaşamından pek çok kesitler veriyor. Kitapta kahveye dair anılar da var!

Atatürk’ün Türk kahvesine düşkünlüğünü onun yakınlarında bulunan kişilerce yazılmış anılardan biliyoruz. Sabah kalkar kalkmaz etrafındakilerden ilk istediği günlük gazeteler ve sade Türk kahvesiydi. Kahve içmeden güne başladığı görülmemiş bir olaydı. Akşamüstü kahvesini de hiç eksik etmedi. Gezilerinde ve yemekli toplantılarda masasında ona özel hep bir fincan kahve olurdu. Atatürk’le ilgili yazılmış kişisel anılarda bu ayrıntılar dile getirilmişti. Atatürk, bir anlamda cumhuriyeti kahve içe içe kurmuştu.

Atatürk’ün kahve ile ilgili bazı hatıralarının yer aldığı bir kitap var. Atatürk’e 12 yıl hizmet etmiş, ölümüne kadar onun hep en yakınında olmuş hizmetlisi Cemal Granda’nın yazdığı “Atatürk’ün Uşağı’nın Gizli Defteri” adlı kitabında Atatürk’ün kişisel yaşamının bir parçası olan kahve tutkusu da anlatılıyor.

Cemal Granda’nın adını henüz duymamış olanlar sayfanın altındaki bilgi notundan onun hayatı hakkında bazı detayları okuyabilir. “Atatürk gerçekten nasıl bir insandı?” sorusunu merak edenler, Cemal Granda’nın anılarını okumalı.

Bu satırları Cemal Granda’nın (Atatürk ona her zaman kendi koyduğu Çelebi adıyla hitap etmiştir) 1936 yılına ait “Madam Simpson’a sunduğu kahve” başlıklı sayfadan alıntılıyoruz.

Madam Simpson’a sunduğu kahve

Kimse farkında değildi ama, Türkiye gezisinde Wallis Simpson adındaki bu bayan da, Kral’ın heyetindeydi. Atatürk, bu detayı atlamamıştı.

İngiltere Kralı 8. Edward‘ın yurdumuza gelişi 1936 yılına rastlar. Kral, “Nahlin” yatıyla İstanbul’a gelmişti. Ziyaret, özel nitelikte olduğu için Windsor Dükü unvanını taşıyordu. Böyle olduğu halde kendisine çok büyük karşılama töreni yapılmıştır.

İngiltere Kralı 8. Edward ve öbür misafirler Ertuğrul yatındayken kendilerine Türk kahvesi verildi. Servis, usulen misafirden değil ev sahibinden başlıyordu. Bu yüzden önce iki kahve getirdim. Atatürk’ün yüzüne baktım. Böyle zamanlarda O’ndan mimikle emir almayı alışkanlık haline getirmiştim. Başının değil, gözünün en küçük bir hareketiyle de ne demek istediğini hemen anlar, ona göre hareket ederdim.

Atatürk hemen gözüyle Kralı işaret etti. Götürüp kahveyi Krala sundum. İkinci kahveyi de Atatürk’e götürdüm. Fakat nedense kahveyi içmedi. Ayağa kalkarak Madam Simpson’a kendi eliyle sundu. Atatürk, kadınlara karşı her zaman nazik ve saygılıydı. Toplum içinde kadının rolünün önemini, fırsat buldukça savunurdu. Kahveyi misafire verdikten sonra da bana dönerek:

Bana da bir sade kahve getir… diye emir buyurdu.

İşte Atatürk’ün eliyle kahve sunduğu kadının Madam Simpson olduğunu o zaman öğrendim. Kral da madamla çok fazla ilgileniyordu. Fakat nedense çok düşünceliydi. Pek keyifli olan Atatürk’ün neşesine istemiyerek katılır gibi bir hali vardı. Onu neşelendirmek ve kederini dağıtmak için Atatürk bütün zekâsını kullanıyordu denebilir.

Madam Simpson, bir ara elindeki dürbünle yerinden kalkınca, Kral da başıyla Atatürk’ten izin isteyerek yerinden kalkıp, madamın arkasından gitti. Bu ayrılış biraz uzayınca, Atatürk fısıltı halinde:
Kralın madama karşı zaafı olduğunu görüyorum. Korkarım ki, tahtını bu kadın yüzünden kaybedecek… dedi.

Nitekim zaman, İngiltere tahtının akıbetini daha önceden gören Atatürk’ü haklı çıkaracak, kısa bir süre sonra yirminci yüzyılın en büyük aşklarından biri ortaya çıkmış olacaktı. Dillere destan olan bu macera, İngiliz Kralı 8. Edward’ın taht ve tacından çekilmesiyle mutlu bir sonuca erişecek, Madam Simpson, Windsor Dükü’nün eşi olacaktı.

Cemal Granda (Çelebi) – Atatürk’ün Uşağı’nın Gizli Defteri

Atatürk’ün Uşağı’nın Gizli Defteri

Kitabın önsözünden

Atatürk hakkında bugüne dek pek çok kitap yazılmıştır ama bu yayınlarda onun özel yaşantısına pek az yer verildi denebilir. Ata’nın yakınları, arkadaşları, zaferi beraber kazandığı, Cumhuriyeti beraber kurduğu, devleti beraber yönettiği kimseler zaman zaman O’na ilişkin anılarını yayınladılar. Özel yaşantısını anlatmağa çalıştılar. Ama bunların çoğu eksik, birbirini bütünlemekten uzak, belirli yol izlemeyen parça parça anılardan ileri gidemedi. Oysa yeni bir Türkiye yaratan bu büyük adamı anlatmak, yeni yetişen kuşaklara duyurabilmek için O’nun nasıl yaşadığını ve özelliklerini de en ince noktalarına kadar bilmek gerekiyordu.

Atatürk’ü daha iyi tanıyabilmek, anlayabilmek için O’nu bütün yönleriyle öğrenmek kadar özel yaşantısını da bilmek gerektir: Atatürk nasıl bir insandı? 24 saatini nasıl doldurur, ne yer, ne içerdi? Nasıl çalışır, ne zaman uyur, hangi arkadaşlarıyla görüşür, sakin ve sinirli zamanlarında ne yapar, kimlerle geziye çıkardı? Şakaları, öfkesi, sitemleri, kuşkusu, sevgisi, nefreti nasıl olurdu? Hangi kitapları okur, hangi müziği dinler, hangi renkleri, mevsimleri sever, hangi içkiyi kullanırdı?

Cumhuriyetin ilk yıllarından ölümüne kadar Atatürk’ün değindiği insanlar, Ata’yı ziyaret eden yabancı devlet adamları ve hükümdarlarla yapılan görüşmelerin kitaplara geçmemiş en gizli yönleri, Atatürk’ün gezileri, Atatürk’ün manevî evlâtları, Atatürk’e ilişkin bilinmiyen fıkralar ve bir çok saklı kalmış gerçekler…

Bunları eksiksiz, hiç bir etki altında kalmadan yazabilmek için gece ve gündüz her an Atatürk’ün yanında bulunmak, yataktan çıkışından, yatağa giri şine dek bir gölge gibi peşinden gitmiş olmak gerektir.

İşte Atatürk’ün tam oniki yıl emrinde çalışmış, hizmetini görmüş, o dönemin bütün gerçeklerini O ‘ nun sofrasında, O’nun ağzından dinlemiş; İstanbul’a geldiği 1927 yılından, ölümüne dek yanından ayrılmamış, sofrasını kurup kaldırmış, yalnızlık anlarında derdine ortak olmuş, bir adamın kelimesine kadar not edilen tarihe geçecek anıları…

Atatürk’ün görevine ilk girdiği ân, O’na ilişkin anıları not ederek saklamak, ileride Türk tarihi ya zacak tarihçilerin eline bir belge vermek istediği halde, Saraya şvester (hizmetçi) olarak alınan Alman kadını Havuzdame’nin tuttuğu notlar yüzünden kovulduğunu görünce aynı akıbete uğram am ak için anılarını herkes uyuduktan sonra gizli metodu ile yazan Atatürk’ün en çok sevdiği ve kendisine en yakın tuttuğu adam…

Turhan Gürkan

Cemal Granda Kimdir?

Cemal Granda, 3 Temmuz 1927’den 1938’e kadar Atatürk’ün hizmetine olan, ona en yakın birkaç kişiden biriydi.

Tam oniki yıl emrinde çalışmış, o dönemin bütün gerçeklerine bizzat şahit olmuş, Atatürk’ün sofrasını kurup kaldırmış, yalnızlık anlarında derdine ortak olmuş bir kişidir.

Atatürk’ün ölümünden sonra çok sıkıntıya düşmüş, üzüntülü günler yaşamıştı. Bir ara polist tarafından sorgulandı, jurnallenip ifadesi alındı.

Atatürk’ün tam oniki yıl emrinde çalışmış, hizmetini görmüş, o dönemin bütün gerçeklerini O ‘ nun sofrasında, O’nun ağzından dinlemiş; İstanbul’a geldiği 1927 yılından, ölümüne dek yanından ayrılmamış, sofrasını kurup kaldırmış, yalnızlık anlarında derdine ortak olmuş, bir adam: Cemal Granda.

Cemal Granda ya da Atatürk’ün Çelebi’si

Yalova sırtlarında emekli ikramiyesiyle yaptırdığı minicik bahçeli evinde ömrünü tamamlarken, Atatürk’ün yanında geçen 12 yıllık hizmeti bir sinema şeridi gibi gözlerinin önünde canlandı. Ona geceli gündüzlü uşaklık ettiği için kendini “dünyanın en şanslı insanı” sayıyordu. Hatta “dünyaya bir daha gelmiş olsa” yine onun hizmetkarı olmayı isterdi.

Hatıralarını yazmaya karar verdi. On bir ayda 210 sayfa yazmıştı. Böylece kitabın özü olan notlar meydana çıktı. Ata’yı ziyaret eden yabancı devlet adamları ve hükümdarlarla yapılan görüşmelerin kitaplara geçmemiş en gizli yönleri, Atatürk’ün gezileri, Atatürk’ün manevî evlâtları, Atatürk’e ilişkin bilinmiyen fıkralar ve bir çok saklı kalmış gerçekler…

1959 yılında Şehir Gazetesi’nin Yazıişleri Müdürü olan Kemal Onan (Con Kemal) bunları gördü ve yayınlamak istedi. O sıralarda Turhan Gürkan’la tanışmıştı. Günlerce oturup, bazen gazete idarehanesinde bazen Nuruosmaniye’deki İkbal Kıraathanesi’nde notları elden geçirdiler. Böylece Atatürk’e ilişkin anıları, Turhan Gürkan’ın kalemiyle ilk kez 1959’da “Atatürk’ün Sofası” başlığıyla yayınlandı. Sonradan yapılan eklerle 432 sayflık bir kitap haline geldi. En son 1973’te Atatürk’ün Uşağı idim başlığıyla Hürriyet Yayınları tarafından yeniden basıldı.

Cemal Granda, Atatürk’ün Uşağı’nın Gizli Defteri, Atatürk ve Türk kahvesi, Atatürkün özel hayatı, Atatürk sade kahve, kahve anılarıi Cemal Granda kimdir, Çelebi

error: © 2021 Kahvve.com