Kahvenizi için, bu gerçekleri bilin…

Hergün evde, işyerinizde ya da kafelerde tükettiğiniz kahvenin ardında oynanan oyunların farkında mısınız? Tarih her zaman güçlünün kalemiyle yazılmıştır, buna kahvenin tarihi de dahildir...

7 dk

Kahveye adını veren “Kaffa” eyaleti, bilindiği üzere, Etiyopya’dadır. Asırlar önce başlayan kahve içme alışkanlığımız bugüne dek artarak devam etti. Bugün pek çok ülke ekonomisi kahve ürününe bağlı. Kahve üretiminde başı çekenler Brezilya, Kolombiya, Fildişi Sahili, Uganda, Kenya ve Endonezya.

Ticaret hacmi açısından kahve , petrolden sonra geliyor. Tıpkı, petrol piyasasında olduğu gibi, kahve piyasasının devleri Starbucks örneğinde olduğu gibi büyük Batılı tekeller.

Kahve fiyatları nasıl belirlenir?

Dünya kahve üretiminin düşmesinin başlıca nedenleri arasında büyük kahve çiftliklerinde yaşanan salgın hastalıklar ve iklim değişikliği önemli rol oynuyor. Üretimde görülen azalma ihracat piyasasına arzı düşürünce kahve fiyatları artıyor.

Kahve üreticisi geri kalmış ülkelerin temel sorunları, aslında, petrol üreticisi ülkelerin sorunlarından farklı değil. Petrol’de, OPEC’le birlikte, petrol tüketicisi zengin ülkelerin spekülatif baskılarının bir ölçüde de olsa azalmasına karşılık, kahvede bu durum ne yazık ki bir türlü gerçekleştirilemiyor. Bu yüzden üretici ülkeler kahve alım-satımında kullanılan para birimi doların değerindeki düşüşler ve enflasyon gibi nedenlerle sürekli bir biçimde zarara uğruyor.

Sorun büyük!

Üçüncü dünya ülkelerinin ürettikleri hammaddenin fiyat sorunu emperyalizmin tarihi kadar eski. Çözümü ise, büyük ölçüde, yeni bir ekonomik düzenin gerçekleştirilmesine bağlı.

Alıcı zenginle satıcı yoksul, aralarındaki alış-verişi düzenlemek için bir araya geldiklerinde ne oluyor?

Aslında sorunun yanıtı pek o kadar karmaşık değil. Yoksul ülkeler bu tür birlikte hareketten her zaman zararlı çıkıyor. Nitekim kahve üreticisi ülkelerle kahve tüketicisi zengin ülkeler arasındaki ilişkileri düzenlemek amacıyla kurulan Uluslararası Kahve Örgütü geleneksel olarak üretici ülkelerin zararına kararlar alıyor.

Örgütün başlıca görevi her yıl alınıp satılacak miktarları saptamak. Ama iyi bir kota elde etmek, her zaman ürünü iyi bir fiyata satmak anlamına gelmiyor. Gerçi ilke olarak kotalar sistemi uygun ve adil fiyatların saptanmasında yardımcı bir öge sanılsa da gerçek alım fiyatı, ABD ve Batı Avrupa’nın büyük toptancı şirketlerinin (roasters) belli zamanlarda aldıkları kahvenin miktarına göre belirleniyor.

Milyonlarca dolarla oynayan, evrensel ölçülerde kahve işleyen, modern araçlara ve dev antrepolara sahip Starbucks, Nestle ya da Maxwell gibi büyük tekellerin alımda çekimser davranarak fiyatların iyice düşmesini sağlamakta hiç de güçlük çekmedikleri biliniyor. Buna karşılık ekonomileri tek ürüne bağlı çoğu üretici ülke için uzun süre beklemek ve büyük tekellerin bu oyunlarını suya düşürmek olanakları bulunmuyor.

1972 kahve isyanı

Bununla birlikte 1972’de, kahve üreticisi ülkelerin Batılı tekelci şirketlere Uluslararası Kahve Örgütü tarihinin en çetin savaşlarından birini verdiklerini görüyoruz, üretici ülkeler ilk kez örgütün toplantısından önce Cenevre’de kendi aralarında toplanıp dünya kahve piyasasını istikrara kavuşturmaya yönelik bazı önlemler almayı kararlaştırmışlardı. Bu önlemler arasında üretici ülkenin üretim hacmiyle orantılı kola paylarından oluşan bir “Kahve Bankası” kurulması da yer alıyordu. Banka belli zamanlarda, yani kahve fiyatlarının çok düşük olduğu dönemde alım yaparak ürünü depolayacak, fiyatların “kabul edilebilir” düzeylere ulaşması halinde de yeniden piyasaya sürecekti.

Başta Amerikan tekelleri olmak üzere tüm Batılı tekeller bu davranışı yasalarına bir saldırı olarak nitelemekte gecikmediler. Hareket onlar için komünistlerin kışkırttığı bir isyandı. Amerika, çok geçmeden, üretici ülkeleri, örgütten çekilmekle tehdit etti. ABD’nin en büyük kahve alıcısı olduğu düşünülürse, bu, örgütün sonu olabilirdi. Bununla birlikte üretici ülkeler, bütünüyle olmasa da isyandan eni konu kârlı çıktılar. Latin Amerika ve Afrika’mn önde gelen üretici ülkeleri, salt üreticilerden oluşan Cenevre Paktı’na üye oldular ve kotaları bu kez bizzat kendileri saptamaya başladılar. Ama, bu yeterli değildi. 1973’ü izleyen dönemde, dört yılda ikinci kez olmak üzere, korkunç bir don olayı Brezilya’da üretimin düşmesine yol açtı. Talep fazlalaşınca da kahve fiyatları alabildiğine arttı. Kimi üretici ülkenin yüzü gülmüştü. Ne var kt bu geçiciydi. Sonraki yıllarda her şey eski haline döndü.

Büyük tekeller yeniden borularını ötlürmeye başlamakta gecikmediler. Fiyatları dilediklerince artırıp, düşürerek üretici ülkelerin emekçilerini olduğu gibi, tüketici yoksul ülkelerin emekçilerini de kıyasıya sömürmeyi sürdürdüler.

Yakın gelecekte kahve fiyatlarında bir artış öngörülüyor. Başta Kolombiya olmak üzere kimi üretici ülke bundan, kuşkusuz, kazanç sağlayacaklardır. Ancak bu durumun geçici olmaması için bazı önlemlerin alınması gerekiyor. Asıl karı, her zaman olduğu gibi, büyük kapitalist tekeller cebe indirmeden önde atılacak adımlar önemli. Büyük tekellere karşı örgütlenmek kahvenin tadını daha da güzelleştirecek.

error: © 2020 Kahvve.com