Haldun Taner’den Kahvehaneler Üzerine

"Hermann Kesten’in kitabındaki kahvelere devam eden Hofmannstalllere, Rilkelere, Kafkalara, Werfellere, Mahlerlere, Strausslara bakıyorum. Onlar sokak adamlannın konuşmasına kulak tıkamış, ancak kanadlı konularda tartışıyorlar. Sanatın en çetin sorunlanna birlikte çözüm anyortar. Günlük yaşamlannın örgüsü de zaten hep sanat. Orada küfür, hırçınlık, adi zamparalık hikâyeleri geçmiyor. Bunlara zaman bile verilmiyor."

8 dk

Deve Kuşuna Mektuplar köşesinde Haldun Taner kahvehaneleri yazmış. 11 Nisan 1976 tarihinde yayınlanan yazısında Hermann Kesten’in Dichter im Caffés(Kahvelerde Yazarlar) kitabından bahsediyor ve bizde neden böyle bir kitap yok diye soruyor. Haldun Taner’in “Kahvehaneler Üzerine” başlıklı yazısı…

Kahve deyip geçmeyelim. Kahve aileden sonra küçük bir toplum birimidir. Orda yalnız kahve içilmez, nargile çekilmez, gazete okunmaz, avarelik edilmez. Kahve bir dayanışma yeridir. Ordakileri tanıyalım ya da tanımayalım, ister konuşkan, ister suskun olalım, kendimizi hiç yalnız hissetmeyiz. Emeklilere bakın, öğleden sonra kahveye çıkmak onları ferahlatır. Kafadarlarla buluşup konuşurlar. Dertlerini birbirlerine açarlar. Başkasının derdini dinleyip kendininkilere şükreder olurlar.

Belli edebî kahvelerin adı edebiyat tarihine geçmiştir. Buralarda o kentin, o ülkenin en ünlü şairleri, bestecileri, romancılan, tiyatroculan toplaşırlar.

“Bizim bey hiç kahveye çıkmaz” diyen bir emekli eşi, onu sözde överken için için de yerer. Kahveye çıkmayan emekli ya ayak altında ev işine kanşır ya da odasında kendi içine kapanır, arpacı kumrusu gibi düşünür, durur, insanoğlu, kendi başına kalıp, kendine acımaya başladı mı, felâkettir. Kahve bu bakımdan sağlıklı bir oyalantıdır.

Kahvelerin hepsi emekli ya da işsiz kahveleri olmaz. Günlük işlerinden sonra evden önce uğranan bir buluşma yeridirler de.

Belli edebî kahvelerin adı edebiyat tarihine geçmiştir. Buralarda o kentin, o ülkenin en ünlü şairleri, bestecileri, romancılan, tiyatroculan toplaşırlar. Meslekî tartışmalar yaparlar. Nice yapıtın esini bu konuşmalar sırasında oluşur. Kurfürstendamm’daki ünlü kahvelerde, örneğin Kranzler’de ya da Kempinski’de, ya da Paris’teki Chat Noir’da, Café Flora’da nice akımlar mayalanmıştır.

Direklerarasının meddah ve tuluatçı kahvelerinden başlanarak Küllük’ün, İkbal’in, Lebon’un, Nisuvaz’ın tatlı bir tarihi yazılabilirdi.

Altı yıl önce Hermann Kesten’in (Dichter im Caffés = Kahvelerde Yazarlar) adlı güzel bir kitabını okumuştum. Kesten, teklifsiz bir söyleşi edası İle Londra’nın, Paris’in, Viyana’nın, Berlin’in eski edebî kahvelerini, oraların devamlı müşterisi ünlü sanatçılan ve onlara ait anılan anlatıyordu. Bunun bir küçük benzeri İstanbul için de yapılabilir diye düşünmüştüm. Direklerarasının meddah ve tuluatçı kahvelerinden başlanarak Küllük’ün, İkbal’in, Lebon’un, Nisuvaz’ın tatlı bir tarihi yazılabilirdi. Bunu en iyi yazabileceklerden biri olarak da aklıma rahmetli Tahir Alangu gelmişti. Fikrimi kendisine açtım. Yüreklendirdim, Kesten’in kitabını da verdim. Hazırlıklarına başladığını bana muştulamıştı. Sonra erken ecel, sevgili dostu dünyamızdan aldı götürdü. Proje yanm kaldı.

Ozan ve denemeci Salâh Birsel, evvelki yıl kahveler üzerine doküman toplamaya başladığını söylediği zaman, bundan ötürü sevindim. Birsel hayli çalıştı. Bir süre kitabı yayınlayacak yayınevi bulmakta güçlük çekti “Kahveler” ve “Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu” adını alan iki cild bu kış çıktı.

Prosper Merlmâe, “Ben tarihten çok tarihî fıkralan severim” dermiş. “Çünkü tarih aslında bu küçük fıkralardadır.” Salâh Birsel de aynı yoldan yürümüş. Hepsi zeki, hazırcevap, kendine göre delişmen sanatçılan bu kahvelerde, bir şaka, bir espri, bir nükte pozunda yakalamış. Türkçede bu sohbet, dedikodu, anı karışımı türün pek öncüleri yoktur. Rahmetli Fikret Adil’in Bir Asmalı mescit 74’ü var. O kadar zordur bu türü şirin olarak vermek. Bütün iş bir ton yakalamakta ve onu götürmektedir. Birsel bunu yapıyor. Yapıyor da, yansıtabildiği, ister İstemez, sözünü ettiği sanatçılann kültür kapsamı, kişilikkapsamı.ile sınırlı kalıyor. Yani daha Türkçesi, anlatılanlar insanı doyurmuyor. Çünkü bu kahvelerde olup bitenler, yapılan tartışmalar, kavgalar hattâ şakalar ister istemez güdük, düzayak, yavan ve bazen de adi yaşam kesitleri oluyor: Bir ünlü hikâyeci, öbür yazarların topuna: “Siz b..’sunuz demiş.” Bir başka hikâyeci, “Mark Twain cemiyetine hep p.. tları seçerler, seni de ondan seçtiler” diye Sait’i zıvanadan çıkarmış.

Bir de, öteye, Hermann Kesten’in kitabındaki kahvelere devam eden Hofmannstalllere, Rilkelere, Kafkalara, Werfellere, Mahlerlere, Strausslara bakıyorum. Onlar sokak adamlannın konuşmasına kulak tıkamış, ancak kanadlı konularda tartışıyorlar. Sanatın en çetin sorunlanna birlikte çözüm anyortar. Günlük yaşamlarının örgüsü de zaten hep sanat. Orada küfür, hırçınlık, adi zamparalık hikâyeleri geçmiyor. Bunlara zaman bile verilmiyor.

“Aradaki seviye ve kültür farkını doğal görmek gerek” diyenler olabilir, biliyorum. “Bizim sanatçılanmız halk çocuklarıdır” diye bu düzayaklıktan övünç payı çıkartmaya kalkacaklar bile olabilir.

Salâh Birsel, bezmemiş, usanmamış, bu yavanlıklan, ayrıntılarına kadar saptamış veriyor. Her şeyi bir fotoğraf objektifinin, bir manyetofon mikrofonunun sadakati ile veriyor. “Alın görün edebiyatçılanrızın, ressamlarımızın özel yaşamından kesitler” diye önümüzde sergiliyor.

“Kahveler” ve “Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu” yeni bir türü yerleştirmesi dışında, ilginç bir toplumsal inceleme, özgün bir belge. Yansı okuma yazma bilmeyen, okuma yazma bilenlerinin de onda dokuzunun sanattan, kültürden nasibi olmayan bir toplumda ilgi yoksulu birkaç yüz edebiyatçı ve sanatçı Sartre mi olsun istiyoruz, yoksa Paul Valery mİ?

Bulduğumuzla yetineceğiz. Ona bile şükredeceğiz.

Haldun Taner – 11 Nisan 1976

Haldun Taner,edebî kahvelerin, Kahvehaneler, Kahvelerde Yazarlar, yazarların kahvesi, köşelerde kahve, kahvehane kültürü, kahve yazıları, Hermann Kesten, Chat Noir,Café Flora,Salâh Birsel, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu

error: © 2020 Kahvve.com