Kahvenin Hikayesi

10 dk

Mirza Gökgöl’ün kaleminden kahvenin hikayesi…

Eski milletler kahveyi bilmezlerdi, Avrupalıların da kahveyi tanıması 350 yılı geçmez. Kahvenin ilk bulunması hakkında biribirini tutmayan çeşitli hikâyeler vardır. Kahve bitkisini Arap bilginleri ilk defa 15. asırda tasvir etmişlerdir. Ancak bu bitkinin tasvirinden daha evvel, yani 13 üncü veya 14 üncü asırda Yemende bâzı bahçelerde süs nebatı olarak yetiştirildiği ve buraya da Habeşistandan getirildiği tahmin ediliyor.

İnsanların kahvenin bünye üzerine tesirini keşfederek kullanmaya başlamaları daha geç olmuştur. Buna ait çeşitli tahmin ve hikâyeler bulunuyor: bunların arasında en akla yatanı ve en eskisi Şeyh Abd-al-Kadir al Diaziri’nin 1587 de yazdığıdır; buna göre, 1418 veya 1424 de vefat eden Ali ben ömer-al Şadhili bahçesinde bulunan kahve bitkisinin meyvelerini yeyince veya kaynatarak içince uykusunun dağıldığını keşfetmişti.

Diğer hocalar da Ömer al- Şadhili’nin tecrübesinden istifade ederek uyumadan ibadetle geçirecekleri geceleri uyku basmaması için kahve içmeğe başlamışlar.

İbn Abd-al Geffar ise kahvenin keşfi hakkında başka bir hikâye naklediyor: buna göre 1470 de vefat eden Cemaleddin Abu Abdullah Muhammed Al-Dhabbani kahveyi ilk defa muhtemelen Afrikadan Adene getirmiş ve orada vücudun uyuşukluğunu gidermek, neşelenmek ve uyku basmasına mâni olmak gibi vasıflarından istifade etmek maksadı ile, tababette kullanmaya başlanmasını teşvik etmiştir.

Üçüncü bir rivayete göre, kahvenin ilk kâşifi 1508 de Aden’de vefat eden Abubekir ben Abd Allah Al-Aiderus adlı bir hocadır. Bu hoca Yemen ve Habeşistandaki seyahatları esnasında kahve tanelerini yediğinde yorgunluğunun geçtiğini ve canlandığını müşahede ederek evlâtları ve dostlarına da ayni şeyi tavsiye etmiş ve bu suretle kahve etrafa yayılmıştır.

İslâm âleminde yayılmış olan bu esatiri; bilâhare Hıristiyan dünyası başka şekle sokmuş ve kendilerine mal etmeğe çalışmışlar. Bu sonuncular Şadhili’nin keşfini manastır papaslarına ve Abu Bekir Al-Aiderus’un hikâyesini de bir çobana mal etmek istemişler. Bunlara göre Habeşistanda keçi sürüsünü kahve şahlıkları arasında otlatan bir çoban, keçilerinin uyumadığını ve hoplayıp zıpladıklarını manastırın papazına anlatmış ve zeki papaz bu halin keçilerin aldığı gıdadan ileri geldiğini; anlayarak, meseleyi yakından takip ve tetkik edince, bunun kahve olduğunu keşfetmiş ve kendinde tecrübe etmiştir.

Bu şekilde kahvenin neşe verici ve uyku dâğıtıcı vasfını keşfeden papazlar, bundan sonra gecelerini ibadetle geçirmek istedikçe, kahve içmeğe başlamışlar ve bu şekilde muhitlerinde bu âdet yayılmıştır.

Bu hikâyelerde müşterek bir şey varsa, o da bilhassa din adamlarının gecelerini ibadetle geçirmek isteyince, uyku basmaması ve canlanmaları için, kahve içmeği âdet edinmeye başlamalarıdır.

Bu cümleden çok dolaşan dervişler de, kahveyi beraberlerinde götürerek, gittikleri yerlerde kahvenin tanınmasına yadım etmişlerdir. Söylendiğine göre 15. asrın ortalarında dervişler kahveyi Mekke ve Medineye de getirmişlerdir, burada da Hacca gelenler bunu öğrenerek memleketlerine götürmüşler. O cümleden 16. asırda kahve geniş ölçüde Kahire ve İstanbulda yayılmağa başlamıştır.

Bir rivayete göre İstanbulda ilk kahvehaneyi Şam şehrinden Sehem ve Haleb’den Hakem ismindeki adamlar 1554 de açmışlar ve kısa zamanda zengin olmuşlardır. Kahve içme âdeti çabuk yayıl mış, çarşılarda kahvehaneler süratle çoğalmağa başladığı gibi, misafirlikte, evlerde de kahve içilmek âdet olmuştur.

Hocalar halkın kahvehanelere fazla itibar gösterip camilere gitmediklerinden şikâyet ederek Sultan 3. Murad’a kahve içilmesini men ettirmişler. Ancak bu hal çok sürmemiş ve müftünün muvafakati ile yeni sadrıâzam hükümet kasasını zenginleştirme maksadı ile, kahvehanelere günde bir altın vergi koymuş.

Dördüncü Sultân Mehmed’in küçüklüğü zamanında sadrıâzam Mehmet Köprülü de (1656 – 1661) kahve içilmesini kati bir şekilde men etmiş ve içenleri şiddetle cezalandırmıştır. Oğlu Ahmet Köprülü (1661 – 1676) sadrıâzam olduktan sonra, Türkiyede kahve yasağı fasılalarla takriben bir buçuk asır devam ettikten sonra büsbütün kaldırılmıştır.

Avrupa literatüründe kahveden ilk defa Hollandalı Carolus Clusinus 1574’te bahsediyor. Ancak kahve bitkisinin Avrupada ilk tasvirini Şarkta seyahat eden İtalyan doktoru Prozper Alpinus 1591 de yapmıştır. Kendisi kahveyi Kahirede Halil bey isimli bir Türkün bahçesinde 1583 de görmüştür.

Avrupada kahve içilmeğe ancak 17. asrın iptidasında başlanmıştır. İtalyâda ilk kahvehaneyi 1624 de İstanbuldan dönen bir İtalyan açmıştır.

Fransaya kahve cezvesi, mangal ve saireyi Jean de la Rogue 1644 de getirmiş ise de, Mârseille şehrinde olmak üzere Fransada ilk kahvehane 1659 da açılmıştır.

Fransada da kahve geniş ölçüde kullanılmaya başlayınca kahve düşmanlığı da, bilhassa doktorlar tarafından beraber yürümüştür. 1679 da Mârseille şehir meclisinde şiddetli münakaşalardan sonra kahvenin zararlı olup olmaması Aix’deki Fakültenin kararına terk edilmişti. Tabib, din ve idare adamlarımn iştirakiyle yapılan toplantılarda kahvenin aleyhinde hatıra gelmeyen mânâsız iftiralar beyan edilerek muzur olduğu ilân edilmiş ise de, Fransada kahve yayılmaya devam etmiştir.

Pariste de kahve düşmanlığı başlamıştı. Ancak burada kahvenin yayılmasında 4 üncü Mehmedin Sefiri Süleyman Ağanın büyük hizmeti olmuştur. Bu sefir yalnız ziyafetlerden sonra değil, vakitli vakitsiz gelen Fransız devlet adamlarına kahve ikram ederken, onları da kahve içmeğe alıştırmış oluyordu. Sefirle beraber Parise gelen hizmetçilerinden Ermeni Pascal 1672 de burada bir kahvehane açmıştı. Bunu başka kahvehanelerin açılması takip etti. Bilhassa 1689 da İtalyan Francesko Procopis Cutelli’nin açtığı ve 200 sene, faaliyetine devam eden kahvehane tanınmış Fransız ilim ve devlet adamlarının devam ettiği yerdi. 17 nci asrın sonuna doğru Pariste 250 kahvehane 1715 de 600, 1782 de ise 1800 kahvehane vârdı.

Kahveye süt ilâve etmek, yani sütlü kahve adeti evvelce Fransada başlamıştır.

İngilizler de kahveyi önce Türkiyede seyahat yapan Henri Blount’un tasvirlerinden tanıdılar (1634 – 36). Kahve ilk önce yüksek sosyetede içiliyordu, sonra kısa zamanda umumî kahvehanelerde yayılmaya başladı, öyle ki 17 nci asrin sonuna doğru bunların adedi Londrada 300 ü geçiyordu.

Burada da kahve düşmanlığı baş gösterdi, öyle ki bun ların tazyiki altında 1676 da Karl II. kahvehaneleri kapattı. Bilâhare efkârı umumiyenin tazyiki altrnda yasağı kaldırdı ve 3. Murad’ın zamanında yapıldığı gibi, kahvehanelere yüksek vergi koydu.

Almanyaya kahve Hollanda ve Fransadan 1670 senelerinde gelmiştir. Burada da, diğer memleketlerde olduğu gibi, kuvvetli aleyhtarlarına rağmen yayılmağa başladı.

Kral Büyük Frederich 3. Murad’ın sadrazamının yolunu takip ederek kahvehanelere yüksek vergi koydu ve kahveyi hükümet inhisarına aldı.

 

Yazan: Mirza Gökgöl

error: © 2020 Kahvve.com