Kahveyle geçmişe yolculuk

8 dk

Kahveyi keşfeden kişinin, Arabistan’daki Moka’da yaşıyan Şâzili tarikatına mensup bir derviş olduğu bilinir. Tarihlerimizdeki kayıtlara göre, bu dervişin adı Ömer’dir. Tarikat örf ve âdetlerine aykırı bir davranışından ötürü tekkesinden kovularak Kûh-ı Esvâb adı verilen ıssız bir bölgeye sürülen derviş, orada karnını doyurmak için ağaçlar ü- zerinde bulduğu meyvaları yemek ister.

Ancak bu taneciklerin çok sert oluşu yüzünden bunları ancak pişirmek suretiyle yemeyi dener. Sert tanecikleri kaynar suda fokur fokur haşlanmasına rağmen yumuşamaz ne çare ki. Ancak Derviş Ömer taneleri kaynattığı suyu içtiği zaman bunun fevkalâde bir lezzeti ve rayihası olduğunu görür. O günden sonra karnı acıktıkça bu meyvaları kaynatıp suyunu içmek suretiyle karnını doyurur.

Kahvenin tarihi

Uzunca bir süre sonra Moka’daki Şâzili Tekkesi’nin şeyhi, derviş Ömer’in çektiği çileyi kâfi bulup onu affeder. Derviş Ömer, cezasının sona erdiğini kendisine bildirmek üzere Kûh-ı Esvâb’a gelen dervişlere meyvaları kaynattığı bu güzel lezzetli ve kokulu sudan ikram eder. Bu, onların da pek hoşlarına gider. Hattâ dervişler bu suyu içtikten sonra oraya gelene kadar günlerce teptikleri yoldan ötürü olan yorgunluklarının dahi bu su sayesinde giderildiğini hayretle görürler.

Derviş Ömer ile arkadaşları Moka’ya dönerken bu meyvalardan bol bol alırlar. Böylece o hoş kokulu ve güzel lezzetli suyun ünü pek kısa bir zamanda Şâzili tekkesinin de dışına çıkıp hükümdarın kulağına kadar ulaşır. Hükümdar da kendisine sunulan bu güzel kokulu ve nefis lezzetli suya bayılır. Derviş Ömer’i hediyelerle taltif ettiği gibi onun sürgün hayatını geçirdiği Kûh-ı Esvâb’a büyük bir de tekke yaptırır ve dervişe Şeyhlik pâyesini verir. Şeyh Ömer, hayatının bundan sonraki kısmını orada geçirir. Bu hikâyenin 1200 yıllarında geçtiği bilinir.

Moka adı nereden geliyor?

Önce Moka‘dan Arabistan’a, oradan da Mısır, Suriye, İran ve Hindistan’a yayılan kahve, daha sonra da tüm dünyayı kaplar. Ve pek çok yerlerde bulunduğu yerin adıyla «Moka» diye anılır.

«Moka», dünyaya yayılışı sırasında 1555 yılında İstanbul’a da ulaşır. Kahve adını verdiğimiz «Moka»yı istanbula’ getirenler Hükm ve Şems adlarında iki Suriyelidir. İstanbul’un Tahtakale semtinde açtıkları ve yalnız kahve pişirip sattıkları görülür. Hükm ile Şems yalnız İstanbul’a ilk kahveyi getirenler olmakla kalmayıp aynı zamanda İstanbul’da ilk kahvehaneyi açan kişiler olarak da tanınırlar.

Kahve İstanbul’da

Hükm ile Şems’in Tahtakale’de açtıkları dükkânda sattıkları kahvenin lezzeti çok geçmeden bütün İstanbul’a yayıldı ve dükkân müşteri ile dolup taşmaya başladı. Kahve içmek bahanesiyle bu dükkâna gelip oturanlar arasına çok geçmeden müderrisler, kadılar ve devrin ileri gelenleri da katılmaya başladılar. Ve ağız tadıyla kahve içerken tatlı tatlı sohbet etmek herkesin pek hoşuna gitti. Bu sayede kahvehaneler bütün İstanbul’da yerden mantar gibi bitmeye başladı.

Şehirdeki kahvehanelerin sayısının artmasıyla buraları dolduran insanların sayısı da artmaya başladı ve halkın büyük bir kısmı günlerini bu kahvehanelerde geçirmeye koyuldu.

İstanbul’daki kahvehaneler sayısının 700’ü aştığı bir devirde (1574-1595), Padişah III. Murat halkı tembellikten kurtarmak için bu kahvehaneleri kapattırdığı gibi kahve içilmesini de menetmişti. Ancak kahvenin bir tiryakilik halini almış bulunması yüzünden, Padişahın bu fermanı başta devlet adamları olmak üzere pek çok kimseyi hoşnutsuzluğa şevketti. Ve bu yüzdendir ki III .Murat saltanatının son yıllarında kendi koyduğu bu yasağı yine kendi fermanıyla kaldırmaktan başka çare bulamadı.

İşte bu serbestiden sonradır ki İstanbul’da kapatılmış bulunan 700 kahvehanenin yerine 1000’den fazla kahvehane açıldı.

Kahvehane, tembelhane

Zamanla kahvehaneler yalnız bir «tembelhane» olmakla kalmadı, devlet aleyhine türlü tezvirlerin yapıldığı bir fesat yuvası olup çıktı. 1622 yılında II. Osman’ın aleyhine girişilen ayaklanma ve Padişah Genç Osman’ın âsiler tarafından katledilmesinde bu fesat yuvalarının büyük rolü bulunduğuna kanaat getiren yeni padişah IV. Murat, duruma hâkim olur olmaz önce kahveleri yıktırmakla işe başladı. IV. Murat yalnız kahvehaneleri yıkmakla kalmayıp kahvenin yanında şarap ve tütünü de yasaklamıştı.

Bu yasak da uzun sürmedi. 1640 yılında tahta çıkan ve âciz bir insan olan yeni padişah Sultan İbrahim, etrafındakilerin de baskısıyla IV. Murat tarafından vazedilen kahve, içki ve tütün yasağını da ortadan kaldırdı. Tiryakiler tekrar bol köpüklü ve okkalı kahvelerine kavuştular. Kahve, en makbul bir ikram olup çıkıverdi.

Yasağın kalkmasından sonra İstanbul’daki kahvehanelerin sayısında da büyük bir artma olduğu görüldü. Kararında ve kıvamında kavrulup ya el değirmenlerinde çekilmiş, ya da dibekte döğülmüş kahve, tiryakilerin baş tâcı olup çıkıverdi. Kahvehaneler tiryakilerle dolup taşmaya başladı. Sohbetler kahvenin o güzel tadına ayrı bir lezzet getirdi.

Evlerde yalnız mutfakların değil, oturma odalarındaki ve salonlarındaki minik saç mangallardan dev yapılı pirinç mangallara dek girdi kahve. Türkün vazgeçilmez bir dostu oldu. Türk ona öylesine bir önem ve değer verdi ki, bunu ancak «Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır» deyimi ile en üst mertebeye kadar çıkardı.

Kahvehane, tembelhane, Kahveyle geçmişe yolculuk, Kahvenin Öyküsü, Kahvenin İstanbula gelişi, koltuk kahvesi, edebiyat kahvesi, Kahveler Kitabı, Ah kahve vah kahve, Sarafim Efendi Kıraathanesi, Lebon, Tepebaşı Bahçesi, İkbal Kahvesi, Nisuaz, Viyana Kahvesi, Elit, Baylan, Ankara Pastanesi, Cennet Bahçesi, kahve tarihi, kahvenin geçmişi, moka ne demek

error: © 2020 Kahvve.com