Demir Özlü’nün kaleminden kahveler

30/10/2023

Sait Faik’in hayali

Sait Faik’in yaşamının son yıllarında, arada bir, bir kır kahvesi açmak hayalini kurduğu bilinebilir. Ama Kafka’nın kahve hayali pek bilinmeyen metinleri arasındadır:

“Bir adam olacak bu öyküde, insanların biçimsel çağrılar almaksızın birbirleriyle rastlaşmalarını olanaklı kılmak isteyen; sırf insanlar başkalarına rastlasınlar, onlarla -içli dışlı ilişkiler kurmadan- konuşsunlar, diye uğraşan. İsteyen gelsin, gelen istediği zaman gitsin, geldiğinde de ne zorunluluklar ne ikiyüzlü davranışlar olsun, gelen kendini hoş gelmiş hissetsin. Öykünün sonunda, okuyucu, bu adamın istediğinin insan yalnızlığının azaltılmasından başka bir şey olmadığını anlasın. Böylece bu adam ilk kahveyi yaratsın.”

Kafka’nın yazmayı düşündüğü bir öyküsünün taslağı idi bu. Baylan ile Select işte bu düşünülmüş şeyin yaşandığı yerlerdi.

Demir Özlü

Türkiye’ deki enteligentsia üzerine de bir ölçüde etki yapmış olan çağdaş düşünür Jürgen Habermas, Batı demokrasisinin kaynaklarını araştırırken, özellikle onsekizinci yüzyılın ikinci yarısından sonra ortaya çıkan, çoğunluğunun patronu da kadın olan büyük salon toplantılarıyla, salon yaşamının bu alandaki etkisi üzerinde özenle durur. Tartışma, düşünce üretme özgürlüğü vardı bu salonlarda. Elbette kişi özgürlüğü çevresinde oluşan bu fikir hayatı seçkinlerden başlayarak, halkın sonrasında eylemci de olan seçkinlerine de ulaşacaktı. Söylemeye gerek var mı bilmiyorum; büyük salonlarda oluşan düşünsel ortam, başta edebiyatla müziği de içerisine alan sanata da yaslanan yaratıcı bir ortamdı.

Batıdaki salon yaşamından söz ediyorum. Doğudaki durumsa büsbütün başkaydı. Bu duruma daha sonra değineceğim. Ama Doğu aleyhine olan en büyük eksiklik kuşkusuz kadınların benzeri bir araya gelişlerden uzak tutulmasıdır.

Batıda, salon toplantılarından sonra başlayan kahve yaşamını bugün de yaşayan bir kültürel alışveriş ortamı, yaratıcılığı kışkırtan bir biraraya gelme olarak görüyorum. Kahve yaşamı insan özgürleşmesinin bir parçasıdır. En büyük parçalardan biridir.

Kahvelerden söz açarken, şu bilinen basit olguları sıralamak gerekiyor: Doğu, kahve denilen sakinleştirici ürünü tanıyordu. O smanlı ordusu 2 . Viyana kuşatmasından sonra geri çekilirken, kentin kapılarında 500 çuval kadar kahve bırakmıştı. Tarih: 1 6 8 3 . Bu kahveleri alarak Viyana kentinde ilk kahveyi açan Galiçyalı bir Ermeni olan Georg Franz Kolschitzky imiş. Şimdi Viyana’ da kahveciliğin babası sayılan Kolschitzky’nin heykeli vardır.

Kahve kültürü 1645’te Venedik’e ulaşmıştı. Londra’ya 1652′ de, Paris’e 1672′ de gelmişti bu kültür. Batı’ da kahveler, dinlenme, rahatlık içinde düşünme, gezinti yaparken gezintiyi zenginleştirme, dış dünyadan can sıkıntılarını atmak için imgeler, motifler alma yerleridir ama felsefecilerin, yazarların, öteki sanatlarla uğraşanların da, bunların yanında düşünce alışverişinde bulundukları, dostluklarını sürdürdükleri yerlerdir de.

Bu gözlemler çerçevesinde yirminci yüzyıl başlarında, bu alanda en büyük olmuş iki çok ünlü kahveden sözetmek gerekmektedir sanıyorum:

Bunlardan ilki Viyana’daki Cafe Central’dır. 1900 yılında Viyana’ da 1200 kadar kahve vardı; Cafe Central bunların en büyüğüdür. Musevi enteligentsia da dahil, oraya kentin bütün enteligentsia’sı devam etmektedir. Kahve, çeşitli dillerden 251 gazeteye abonedir. Herhalde bu bir dünya rekorudur. Herrengasse’ deki bu kahveye Orta Avrupa’nın bütün entelektüelleri, sanatçıları devam etmiştir.

Cafe Central’ın hemen yüz metre ötesindeki Herrenhof da, Cafe Central kadar ünlüdür. Bu kahvelerde, sınırlı ölçülerde, yemek de vardır. 1. Dünya Savaşı sonunda Galiçya kaybedildiği için, buradaki Musevi entelektüel yoğunluğu daha da artmıştı. Joseph Roth’un bu mahalledeki Yahudi kahvelerini anlatan bir kitabı vardır. Bu kitabı ben henüz ele geçiremedim . Bu Yahudi yoğunluklu kahveler, Viyana’nın banliyölerine kadar yayılır. Kahveler yaşam alanlarıdır ama bu arada kahvelere devam eden entelligentsia’nın da önemine inandığımı belirteyim. Çünkü tarihte bir dönüşüm varsa onun motoru bence ilerici entelligentsia’ dır. Son birkaç on-yıldır bu çark, küresel insan özgürlüğü, kültürel gelişme alanında çöküş gösteriyorsa da.

Cafe Central’ı sözkonusu etmişken, C. G. Jung’un İsveç diline Mitt Liv (Yaşamım) başlığıyla çevrilmiş olan kitabındaki Freud bölümünde karşılaştığım şaşırtıcı ve görkemli bir notunu anmadan geçemeyeceğim. (C. G. Jung’un bu kitabı ilk olarak 1 962’de Alman dilinde Walter-Verlag Olten tarafından Erinnerungen Trdume Gedanken von C.G. Jung adıyla yayımlanmıştı): “Benim Die Psyhologie der Dementia praecox kitabımdaki düşüncelerim meslektaşlarımca anlayışla karşılanmadı, onlar yüzüme karşı güldüler. Ama aynı çalışmayla Freud’a gittim . Freud beni bulunduğu yere davet etti, Şubat 1 907′ de ilk buluşmamız gerçekleşti. Saat 1 3’te yemek vakti buluştuk, hemen hemen aralıksız on üç saat konuştuk. Freud benim karşılaştığım gerçekten değerli olan ilk kişiydi.” İşte on üç saatlik bu konuşma Cafe Central’ de geçer. Bunun çağdaş bilimle kültüre katkısı konusunda bir şeyler söylemeye kalkışmaya sanırım gerek yok.

2. Dünya Savaşı günleri

II. Dünya Savaşı öncesi yükselen Avusturya ulusalcılığı, Nazist kültür, başka bir deyimle ırkçılık bu kahvelerin önemsizleşmesine yol açtı.

İkinci büyük kahve Paris’te Montparnasse Bulvarı ile Saint Michel Bulvarı ‘nı n kesiştiği yere yakın olan geniş köşe kahvesi Closerie des Lilas’ dır.

171 Boulevard du Montparnasse. Art-Nouveu’nun doğuşundan, Paris Uluslararası Fuarı’ndan sonra bu kahve 1900-1930 yılları arasında dünyanın kültür merkezi olan Paris’in en gözde kahvesiydi. 1 847’de François Bullier tarafından kurulmuştu. Önünde Montparnasse Bulvarı bütün genişliğiyle yer almaktadır. Bu yöndeki kaldırımı da, güzel havalarda kahve önündeki yığışma ile tıkanmamaktadır. Kahvenin yanındaki küçük alansı bölüm, bugün Picasso Alanı adını taşıyor. Biraz ötede Napolyon’un mareşallarından Ney’in heykeli var. Benim Hemingway’in romanları arasında en çok sevdiğim Güneş de Doğar adlı romanı, heykelin ardındaki apartmanlardan birinde başlar. O yıllarda bu kahvede görülenler yirminci yüzyılın en ünlü sanatçılarıdır. 2 Closerie des Lilas ile o dönemin Montparnasse yaşamı üzerine pek çok kitap var. Aklımdan silemediğim kimi ayrıntılar da ikide bir beni düşündürür: O yıllarda Montparnasse kaldırımlarındaki kahvelerde hep yanında birkaç güzel kadınla (bunların bazıları da modellerdir) görülen ressam Paskin’in niçin intihar ettiği; tanıştığı her kadınla aşk yaptığı bilinen çok yakışıklı ressam Modigliani’nin ölümünden hemen sonra son sevgilisi 22 yaşındaki güzel kızın kendini pencereden atarak intiharı . . . daha pek çok yaşam sırrı.

Devamı aşağıda...
error: © 2021 Kahvve.com

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?