Demir Özlü’nün kaleminden kahveler

30/10/2023

70’lerde Stockholm

70’ler Stockholm’unda, başka yerlere göre çok farklı olan kahve kültürü de silindi. Bu hemen hemen her mahallede, en çok da kentin güney kesiminde, Söder’ de varolan Öl!Cafe (Bira/Kahvesi) kültürüydü. Daha çok akşamları fazla içki içenlerin gereksinmelerini karşılıyordu. Bu çok tipik olan kahvelerde, aşırı sert içki kalıntılarından kurtulmak isteyen olgun içkicilerin kendine gelmelerini sağlayan “sil balığı” turşuları, pirinç lapaları ile hafif biralar vardı. Geçen zamanla içkiciler çok sert olan brennivin’ den ve odundan çıkarılan votkadan uzaklaştırıldılar; çok daha hafif olan şaraplara ve sert biralara yönlendirildiler. Şimdi artık Stockholm’ da Bira/Kahveleri yok. Onların yerlerinde Süryani göçmenler uluslararası kahveler zincirinin şubelerini açtılar. Bugünkü Stockholm, özellikle gençlerin gittikleri pup’larla dolu. En çok da Güney Stockholm, Söder. Orada, Lilla Maria (Küçük Meryem) kilisesinin önünde yer alan parkın karşı tarafındaki Riva! kahvesi tek entelektüel kahve. Duvarlarında Söder’ de oturan yazarların, şairlerin, gazetecilerin, aktör ve aktrislerin fotoğrafları asılı. Rival’in sahibi de ünlü müzik topluluğu ABBA’nın üyelerinden biri: Björn.

Helsinki’yi pek çok kez ziyaret ettim . Bu kentte eski yıllarda gördüğüm kahveler, sade, tahta masaları ve sandalyeleriyle alçakgönüllü görünen, okumaya elverişli kahvelerdi. Bugün Kara Avrupası ölçülerine uyan, kentin ortasındaki İsveç Tiyatrosu (Svenska Teatern)’nun da bulunduğu alanda, köşede olan Cafe Strindberg çok şık ve tatmin edici. Oslo’ya gitmediğim için oradaki kahveleri görmedim. Sadece yüz yıl kadar önce tiyatro yazarı İbsen’in, madalyalarını takarak geldiği kahvenin bugün de varolup olmadığını araştırmak isterdim.

Görmediğim kentlerdeki birkaç yazar, düşünür kahvelerini de buraya notedeyim. Doğal olarak kuzeyde, İngiltere ile İrlanda’ da bunlar, kahveden çok pub adını alıyorlar. Londra’ da Groucho, Dean Street, 45. Dublin’ de Palace Baı? Grogans, Nosoreman. Madrid’ de Gran Cafe Gijon, Cafe Ruiz, Calle Ruiz 11, Cafe Lion, Via Aleata 57. Cafe Lion 1929′ da açılmış. Gijon’sa yüzyılı aşkın bir zamandır var.

İstanbul’ daki kahveler işçi kahveleri değillerse, esrar da içilebilen yerlerdi. Sadece Beyoğlu’nda birkaç Avrupa tarzı kahve vardı. Son dönemlerde, Meşrutiyet sonrasını göz önüne alıyorum, yüksek tavanlı -selati- kahveler, gazete okumaya elverişli kıraathaneler ortaya çıktı.

Bunların en son örneği Kanunu Esasi Kıraathanesi yakın zamana kadar Tepebaşı’nda yaşadı. Divanyolu’ndaki kahvelerde de dönemin iyi giyimli gençleri briç oynayabiliyorlardı.

Durmadan inşa, sonra yeniden inşa edilen, inşaat hayaletleri ve ortasından yarılmış caddelerle dolu, korkunç bir trafik sırtlanmış İstanbul’ da kahve kültürünün geleceği konusunda umutsuzum.

İnternet kültürünün de, yeni oluşan yaşam tarzlarının hangi sonuçlara varacağını kestiremiyorum.

Bir tek olumlu değişim var: kadın cinsinin de durmadan değişen, adeta “seyyar” kahvelere gelebilmeleri.

Sait Faik’in yaşamının son yıllarında, arada bir, bir kır kahvesi açmak hayalini kurduğu bilinebilir. Ama Kafka’nın kahve hayali pek bilinmeyen metinleri arasındadır: “Bir adam olacak bu öyküde, insanların biçimsel çağrılar almaksızın birbirleriyle rastlaşmalarını olanaklı kılmak isteyen; sırf insanlar başkalarına rastlasınlar, onlarla -içli dışlı ilişkiler kurmadan- konuşsunlar, diye uğraşan. İsteyen gelsin, gelen istediği zaman gitsin, geldiğinde de ne zorunluluklar ne ikiyüzlü davranışlar olsun, gelen kendini hoş gelmiş hissetsin. Öykünün sonunda, okuyucu, bu adamın istediğinin insan yalnızlığının azaltılmasından başka bir şey olmadığını anlasın. Böylece bu adam ilk kahveyi yaratsın.”

Kafka’nın yazmayı düşündüğü bir öyküsünün taslağı idi bu. Baylan ile Select işte bu düşünülmüş şeyin yaşandığı yerlerdi.

Kaynak: Demir Özlü – Kahveler

error: © 2021 Kahvve.com

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?